(2004 S. K. m. 67) (1086 S. K. m. 382)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Batman Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 7.12.2001 tarih ve 2000/819-2001715 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait işyerinin davalı şirkete paket sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, bilinmeyen nedenden dolayı çıkan yangında işyerinin yandığını, davalı tarafından sigorta teminatının ödenmediğini, işlemiş faizle birlikte alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline, % 40 dan az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigorta poliçesinin F. Akbaş adına düzenlendiğini, sigorta ettirenin davacı olmaması nedeniyle aktif husumet ehliyeti olmadığını, davacı tarafından sunulan faturaların gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının poliçeden kaynaklanan 12.151.000.000 TL.alacağı bulunduğu gerekçesiyle, icra dosyasına davalı itirazının iptali ile 12.151.000.000 TL. asıl alacak, 3.132.998.630 TL. işlemiş faiz açısından takibin devamına, alacak likit olmadığından davacının % 40 icra inkar tazminatına ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Davacı vekili, 12.300.000.000 TL asıl alacak ve 5.166.000.000 TL işlemiş faiz alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine davalı itirazının iptaline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, kısa kararda "icra dosyasına yapılan itirazın iptaline" karar verildiği halde , gerekçeli kararda "12.151.000.000 TL asıl alacak, 3.132.998.630 TL işlemiş faiz üzerinden icra takibinin devamına" karar verilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
T.C. Anayasası, yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. HUMK. nun 382.maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni olacağının içtihat edilmiş bulunmasına göre, mahkemece yapılacak iş; bozmadan sonra, hakimin önceki kısa karar ile bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar vermekten ibarettir.
2-Yukarıda açıklanan bozma şekil ve sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harçların isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 29.4.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy