(818 S. K. m. 105) (Yangın Sigortası Genel Şartları B.5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9.Ticaret Mahkemesince verilen 22.10.2001 tarih ve 1997/1263-2001/1340 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 11.6.2002 günde davacı avukatı Y. Sarı ile davalı avukatı F. Kutlu gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait emtia ve makinelerin davalı sigorta şirketine İşyeri Poliçesi ile sigortalı iken meydana gelen yangında hasarlandığını, poliçenin Alman Markı üzerinden düzenlendiğini, %70 tahmini kur artış hesabı %10 iş durma bedeli tazminatı ilavesi ile toplam 11.692.115.000 lira üzerinden icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine itirazın iptali davası açtıklarını, yapılan yargılama sonunda 9.263.808.719 liranın tahsiline karar verildiğini, 7.11.1997 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte toplam 14.052.882.200 lira tahsil ettiklerini, kesinleşen karardaki 9.263.808.709 liranın temerrüt tarihine göre 2.377.775 DM. olup, tahsil tarihindeki değerinin ise 131.350 DM.na tekabül ettiğini ileri sürerek, 2.246.242 DM. kur farkından doğan munzam zararının tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigorta poliçesinin TL. olarak düzenlenip primlerinin de, TL. üzerinden ödendiğini, DM.ında %70 varan artışların kabul edilip değerin sabitlendiğini, dövize endeksli poliçelerde üç aylık dönemlerde artış zeyilnamesi düzenlenip fark alındığını, geç ödemenin davacının kusurundan kaynaklandığını, davacının bir munzam zararının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, taraflarca sunulan kanıtlara göre, benimsenen 4.bilirkişi kurulu raporunda da, belirtildiği gibi, poliçenin DM. üzerinden düzenlenmediği, sigorta süresi içerisinde %70e kadar DM. esasıyla 5.257.299.320 liraya kadar artabileceğinin kabul edildiği, primin de, buna göre alındığı, hakem bilirkişilerce gerçek zarar miktarı belirlenerek 7.11.1997 tarihinde faizi ile birlikte davacıya 14.052.882.200 liranın ödendiği, uyuşmazlığın temerrüt tarihi kabul edilen 11.12.1996 ile 7.11.1997 tarihi arasında sigorta değerinin tespitinde olduğu, somut olayda sigortalı emtianın konfeksiyon eşyası olup, mevsimlere ve modaya bağlı olarak fiyat değişikliğine uğradığı, Yangın Sigortası Genel Şartlarında tazmin kıymetinin hesabında emtianın rizikonun gerçekleşmesinden bir önceki iş günü piyasa alım fiyatının dikkate alınacağı ve mutabakatlı sigorta olmayacağının hüküm altına alındığı, sigortalı emtianın temerrüt süreci içersinde değerinin artıp artmadığı değer artışı var ise bunun ne miktarda olduğunu tayin etmenin güç olup, tespit edilen zarar bedeline %51.70 faiz uygulandığı ve duran emtianın 11 aylık süreçte %51.70in üzerinde değer kazanmayacağının kesin olduğu bu durumda davacının munzam zararının söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davaya konu sigorta poliçesinin dövize endeksli olduğu belirtilmiş ise de, bedelinin ulaşabileceği en üst limitin TL. cinsinden somut olarak miktarının yazılmış ve primlerin de, TL. olarak tahsil edilmiş bulunmasına göre, mahkemece poliçenin TL. üzerinden düzenlendiğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, davacı dava dilekçesinde BK.nun 105 nci maddesi uyarınca geniş anlamda munzam zarar isteminde bulunmuştur.
O halde, burada üzerinde durulması gereken husus davacının sigorta tazminatını geç almaktan dolayı temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararı olup olmadığıdır. Davaya konu poliçe mal sigortasına ilişkin olduğuna göre, Dairemizin yerleşmiş uygulaması dikkate alınarak hesaplanması diğer bir ifade ile tazminatın zamanında ödenmiş olması halinde yanan emtiayı ne miktarda para ile tekrar yerine koyabileceğidir.
Bu bağlamda, sigortalı konfeksiyon emtiasının fiili ödeme günündeki rayiç bedeli tespit edilmeli ve davalının davacıya ödediği sigorta tazminatı ile temerrüt faizi toplamı tespit edilen bedelden az ise aradaki fark munzam zarar olarak davacıya ödenmelidir. Oysa mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda bu yönde bir hesaplama yapılmamış başka bir anlatımla emtianın fiili ödeme tarihindeki piyasa değeri somutlaştırılmamış, varsayım olarak davacının temerrüt faizini aşan bir zararı bulunmadığı belirtilmiştir.
Şu halde mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde sigortalı konfeksiyon emtiasının fiili ödeme tarihindeki bedelinin tespiti ve davacının buna göre temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın mevcut olup olmadığı Yargıtay denetimine uygun bir şekilde tespit ettirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmek gerekirken, varsayıma dayalı bilirkişi raporu ile yetinilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 Nolu bentte yazılı nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 Nolu bentte yazılı nedenlerle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, 250.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.06.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy