(6762 S. K. m. 52, 47/2, 54)
Taraflar arasında görülen davada Sakarya Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09.10.2001 tarih ve 2000/821-2001/757 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.04.2002 günde davacı avukatı İbrahim Ektial ile davalı avukatı Mahmut Arslan gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Hüseyin Ulus tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafın unvanında yer alan "Federal" ibaresinin, müvekkilinin tescilli unvanı ve markasına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, tecavüzün menini, "Federal" ibaresinin davalı unvanından terkinini, 1.000.000.000.-TL maddi ve 2.000.000.000.-TL manevi tazminatın faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tarafların unvanlarında ayırt edici sözcüklerin bulunduğunu, "Federal" sözcüğünün tekel altına alınamayacağını ve iddiaların doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, tarafların farklı işlerle iştigal ettikleri ve haksız rekabetin söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2)Dava, unvana ve markaya tecavüzün meni istemine ilişkindir. Mahkemece, tarafların iştigal konularının farklı olduğu gerekçesine dayanılarak davanın reddi yolunda hüküm kurulmuştur.
TTK'nun 52. maddesi uyarınca, usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanmak hakkı, münhasıran sahibine aittir. Tarafların aynı Ticaret Siciline kayıtlı oldukları kuşkusuzdur. Kaldı ki, TTK'nun 47/2. madde ve fıkrasında, Türkiye'nin herhangi bir yerinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırdedilmesi için gerekli olduğu takdirde, lüzumlu ilavelerin yapılmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmış olup, burada unvanın korunması yurt geneline yayılmıştır. Aynı yasanın 54. maddesi ise, ticaret unvanı kanuna aykırı olarak başkası tarafından kullanılan kimsenin, bunun menini, tescilli unvanın değiştirilmesi veya silinmesini, varsa zararının tazminini ve hükmün gazetede yayınlanmasını isteyebileceğini öngörmektedir. Açıklanan hükümlerden anlaşılacağı üzere, ticaret unvanının korunmasında, tescilli unvanın varlığı ve önceliği asıl ve yeterli olup, ayrıca işletmelerin faaliyet sahalarının aynı olması zorunluluğu aranmamaktadır.
Hal böyle olunca, Mahkemece, açıklanan hususlar ve davacı unvanının önceliği ile taraf unvanlarında yer alan "Federal" ibarelerinin unvanlardaki niteliği nazara alınarak, bu ibare yönünden davacı ticaret unvanına tecavüzün varlığının kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 250.000.000 TL. duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.04.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy