(818 S. K. m. 104) (6762 S. K. m. 1301) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Şuhut Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.9.2001 tarih ve 2000/84-2001/113 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi G. Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından kasko sigorta poliçesi yapılan aracın davalının koyun sürüsüne çarparak hasarlandığını, davalının %25 kusurlu olduğunu, yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin kusuru bulunmadığını, istenen miktarın fahiş olduğunu savunmuş, karşı dava ile de, ölen koyunların bedeli olan 2.100.000.000.TL. nın karşı davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, kazanın oluşumunda davalının %75 kusurlu olduğu, karşı davanın araç maliki veya sürücüsüne karşı açılması gerektiği sonucuna varılarak, asıl davanın kabulü ile itirazın iptaline, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, karşı davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı-karşı davacı İ. Akça vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan rücu davası olup, davalı karşı dava ile koyunlarının ölümü ile oluşan zararını istemiştir.
Mahkemece karşı davanın araç maliki veya sürücüsüne karşı açılması gerektiği düşünülerek karşı davanın reddine karar verilmiştir. Rücu davasının dayanağı TTK. nun 1301.maddesi olup buna göre, rücu davası açılabilmesi için, sigortacı ile sigortalayan arasında bir sigorta sözleşmesinin mevcudiyeti, sigortacının bu nedenle sigortalısına bir ödeme yapmış olması ve sigortalının zarar sorumlusuna karşı dava hakkının bulunması gerekir.
Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücu davası aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsi nitelikte bir eda davasıdır.
Bu ilkeden hareketle rücu davasında zarar sorumlusunun durumu irdelendiğinde ana ilke, 18.1.1972 gün 1970/2 esas, 1972/1 karar sayılı Yargıtay İ.B.K.kararında da belirtildiği üzere, halefiyet nedeniyle sorumlu üçüncü şahsın durumunun ağırlaştırılmasına sebep olunamazdır. Bunun doğal sonucu olarak zarar sorumlusunun, sigortaya karşı savunma vasıtaları aynen kendi alacaklısına karşı savunma vasıtaları olacağından, Borçlar Kanununun 118/1 maddesine dayalı olarak takas-mahsup definde bulunma hakkına sahip olan zarar sorumlusunun aynı olay nedeniyle açacağı karşı davanın da sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketine yöneltilmesinde bir yanlışlık bulunmamaktadır.
O halde mahkemece, karşı davanın esasına girilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karşı davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Bunun yanında, davalılar ancak gerçek zararı ödemekle yükümlüdür. Özü itibariyle tazminat istemine yönelik olan bu davada alacağın saptanması kusur ve hasar açısından incelemeyi ve hakimin taktirini gerektirmekte olup, gerek icra takibi tarihinde, gerekse dava tarihinde tazminat alacağı henüz likit halde değildir. O halde, davacının icra inkar tazminatı isteminin reddedilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde kabulü doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
4- Davaya esas icra takibinde asıl alacak ve faiz toplamına icra takibinden itibaren işleyecek faiz talep edilmiş olup, asıl alacağa takip tarihinden itibaren faiz yürütülmek gerekirken B.K.nun 104/son maddesine aykırı olarak geçmiş günler faizine temerrüt sebebiyle faiz yürütülmesi sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi de doğru görülmemiş hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, 2, 3 ve 4 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı İ. Akça vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.04.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy