(2918 S. K. m. 39, 98, 99) (6762 S. K. m. 1269)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 01.03.2002 tarih ve 2000/1373-2002/95 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 05.11.2002 günde davacı avukatı İdris Fidan gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalıya kasko sigortalı olan müvekkiline ait çekici damperli kamyonun pistonun kum boşaltırken kırıldığını, tazminat başvurusunun araç sürücüsünün D sınıfı sürücü belgesi bulunmadığı gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürerek, ( 4.600.000.000 ) TL. hasar bedelinin hasar tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigortalı araç kullananın E sınıfı sürücü belgesi bulunduğunu, KTK.nun 39/a maddesi uyarınca D sınıfı sürücü belgesi sahibince kullanılmadığından rizikosunun Kasko Genel Şartları'nın A5.5.4. maddesi uyarınca sigorta güvencesi dışında kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, sunulan kanıtlara ve bilirkişi raporuna dayanılarak, sigortalı aracı D sınıfı sürücü belgesi olanların kullanabileceği, ancak bu zorunluluğun karayolunda kullanılması haline ilişkin olduğu, davacı aracının ise seyir halinde olmayıp kum boşaltırken hasarlandığı ve rizikonun Genel Şartların A.1. maddesi kapsamında kalmasından dolayı sürücünün ehliyet durumu ile kaza arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı, hasar bedeli ( 4.600.000.000 ) TL.nin ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, anılan meblağın hasar tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalıya kasko sigortalı olan davacıya ait çekici damperli kamyonun kum boşaltırken pistonun kırılmasıyla oluşan hasarın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, sigortalı araç sürücüsünün anılan aracın 2918 sayılı KTK.nun 39/a maddesinde tabi olduğu belirtilen D sınıfı sürücü belgesi bulunmayışının rizikonun aracın seyir halindeyken değil kum boşaltırken gerçekleşmesi nedeniyle sigorta güvencesi kapsamında kaldığı gerekçe gösterilerek, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki Sigorta Sözleşmesi'nin cisimleştiği poliçenin eki ve ayrılmaz parçası niteliğindeki Genel Şartlar'ın A.1.A. maddesi ile gerek hareket, gerek durma halinde iken sigorta ettirenin veya araç kullananın iradesi dışında sigortalı araca ani ve dış etkilerle sabit veya hareketli bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, çatışması, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile üçüncü kişilerin kötüniyet veya muziplikle yaptıkları hareketler sonucu oluşan tüm zararların kasko sigortası kapsamında olduğu öngörülmüştür. Sigorta güvencesi dışında kalan zararlar arasında da A.5.4. maddesiyle sigortalı aracın KTK hükümlerine göre gerekli sürücü belgesine sahip olmayanlarca kullanılması sırasında oluşan zararlar sayılmıştır.
Kaza anında sigortalı araç kullanan kişinin E sınıfı sürücü belgesine sahip olduğu uyuşmazlık dışıdır. Oysa anılan yasa maddesinde sigortalı araç türünün D sınıfı sürücü belgesi sahiplerince kullanılabileceği belirtilmiştir. Genel Şartların A.5.4. maddesi ile aracın genel anlamda her kullanım halinde ilgili sürücü belgesi sahibi kişilerin sevk ve idareleri zorunlu bulunduğuna göre, karayollarında seyir halinde olmasa bile sigortalı aracın temel işlevlerinden olan inşaat malzemesi boşaltması sırasında da kullanıcının D sınıfı sürücü belgeli olması gerektiği gözetilerek değinilen sınıf sürücü belgesi sahibi olmayan kişinin kullanımı sırasında oluşan rizikonun sigorta güvencesinden yararlanamayacağından, davanın reddi yerine yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, davalı taraf duruşmaya gelmediğinden duruşma vekillik ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.11.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy