(2918 S. K. m. 99) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Adapazarı Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 22.05.2002 tarih ve 2001/446-2002/294 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalılardan Coşkun'un maliki ve diğer davalının sürücü bulundukları aracın, müvekkili şirkete ZMSS poliçesi ile sigortalı olduğunu, aracın alkollü olarak sevki sırasında meydana gelen kazada 3. kişiye ait hasar gören araç nedeniyle müvekkilinin 500.000.000 lira ödeme yaptığını ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faiziyle birlikte rücuen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Coşkun, alkol kullanmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı sürücünün alkollü olduğuna dair iddiadan öte somut bir delil sunulamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava,zararı doğuran olayın,sürücünün alkollü içki almış olması nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş bulunmasından ileri geldiği iddiasına dayanmakta olup,trafik sigortası kapsamında üçüncü kişiye ödenen tazminatın poliçe genel şartları 4/d maddesi uyarınca davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
Somut olayda,davacı şirkete aracını davalılardan malik konumundaki Birol sigorta ettirmiş olup,diğer davalı Coşkun ise,aracın sürücüsüdür.Davacı ile sürücü bu davalı arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığından,bu davalıya husumet düşmeyeceği açık olup, bu davalı hakkındaki davanın bu gerekçe ile reddi gerekirken, esasa ilişkin yazılı gerekçeye dayanılması, sonuca etkili bulunmamıştır.
2-Davalılardan Birol`un somut olaydaki hukuki durumuna gelince; Mahkemece, davalılardan sürücünün araç kullanırken alkollü olduğuna dair davacının, iddiadan öte somut bir kanıt sunamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Oysa, trafik kaza tespit tutanağının ilgili bölümünde, sürücü Coşkun`un,"doktor raporuna göre alkollü"olduğu tespitine yer verilmiştir. Bu tutanağı düzenleyen polis memurları tanık olarak dinlenmişler ve sürücünün alkollü olduğunu beyan etmişlerdir.Sürücü davalı yanıt dilekçesinde,ağır yaralı olduğu için alkolmetre cihazına üfleyemediğini, bu nedenle koklama usulü ile alkol tespiti yapıldığını savunmuş, bu davalının gösterdiği tanıklardan Yaşar dahi araçta yolcu olarak bulunduğunu, yola çıkmadan önce bu davalının bir şişe bira içtiğini beyan etmiştir.Bu durumda, sürücünün alkollü araç kullandığının, dolayısıyla sigorta ettiren Birol`un,aracını böyle bir sürücüye verdiğinin kabulü gerekir. Ne var ki, sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmamaktadır. Zira, genel şartlarda, alkolün herhangi bir sınırından söz edilmemekte olup,taşıtın güvenli kullanma yeteneğinin kaybedilmesi sigorta ettiren bakımından sözleşmeye aykırılık hali olarak kabul edilmiştir.Dairemiz`in bu konudaki yerleşik uygulaması doğrultusunda, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konularında uzman bir bilirkişinin de yer aldığı kurul tarafından, kazanın meydana geliş şekli üzerinde durularak,başka unsurlar olmaksızın olayın sadece münhasıran alkol etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir. Oysa, makine mühendisi tek kişilik bilirkişiden alınan hükme esas raporda, sürücünün yönetmelikteki 0.50 promil sınırını aştığının davacı sigortaca kanıtlanamadığı, esasen sürücünün alkollü olduğuna ilişkin doktor raporu veya bir belge de bulunmadığı görüşüne yer verilmiştir. Üstelik, dosya kapsamına göre varlığı anlaşılan ceza yargılamasına ilişkin dosya içerisinde, alkol tespitine ilişkin doktor raporunun olup olamayacağı üzerinde de mahkemece durulmamıştır. Öte yandan,aynı bilirkişi, nörolog bir bilirkişinin de kurulda yer alması gerektiğini belirterek,ek rapor veremeyeceğini de bildirmiştir.
Mahkemece, bu hususlar gözetilmeksizin,yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak,davalılardan Birol bakımından eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıdaki bentlerde açıklanan nedenlerle,davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılardan Birol bakımından davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.01.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy