(6762 S. K. m. 14, 35) (5590 S. K. m. 9)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Akhisar Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.12.2001 tarih ve 2001/157-402 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mutlupınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan inceleme neticesinde davalının ticari faaliyette bulunduğu halde Ticaret Sicil Memurluğu'na tescilini yaptırmadığını, Ticaret Kanunu ve Ticaret Sicil tüzüğüne göre ticari şekilde işletilen müesseselerin ya da şubelerinin ticaret sicil memurluğuna kaydının zorunlu olduğunu iddia ederek, TTK.nun 35. maddesi gereğince davalının Ticaret Sicil Memurluğuna kaydının re'sen yapılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkil şirketin İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde kayıtlı olduğunu, Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin müstakil sermayesi ve muhasebesi bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının da söz konusu olmadığını, mezkur tesisin her bakımından merkeze bağlı olup, hiçbir şekilde ve hiçbir surette kendi başına ticari muamelede bulunmadığını, mezkur tesis de sadece üretim yapıldığını ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, yapılan keşif ve benimsenen bilirkişi raporu ile tüm dosya kapsamına göre, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmişse de, alımın üretim için gerekli hammaddeye ilişkin olduğu ve üretilen alın merkez ile bağlantılı olarak satıldığı, tesisin ayrı ve müstakil bir ticari faaliyetinin ve muhasebesinin olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, Ticaret Sicil Memurluğu'nca yapılan ihtara rağmen ticari işletmeyi ticaret siciline tescil ettirmeyen davalının Ticaret Siciline kaydının mahkeme kararıyla yapılması istemine ilişkindir.
Davalı vekili, davaya konu Akhisar'da bulunan üretim tesislerinin ayrı bir sermayesi ve bağımsız muhasebesinin bulunmadığını, tek başına ticari muamele yapmasının söz konusu olmadığını savunmuştur.
Bu davalarda mahkemece öncelikle dava konusu işyerinin TTK.nun 14 ve 5590 sayılı Yası'nın 9. maddeleri uyarınca bağımsız bir ticari işletme veya şube niteliğinde olup olmadığının araştırılması, bu araştırma sonucunda davalı yerin ticari işletme olduğu anlaşılırsa ticaret siciline tesciline dair karar verilmesi gerekir. Hükme dayanak yapılan serbest mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenmiş yetersiz rapordaki bazı tespitlerden yola çıkılarak verilen red kararı yerinde değildir. Bu konuda ticaret hukuku, işletmecilik, muhasebe alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak kurul ile 5590 ayılı Yasa'nın 9. maddesinde öngörülen ve özellikle davalı şirkete ait üretim tesisinin müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişkinin kurulup kurulmadığı, bu tesisin kendi başına ticari muamele yapıp yapmadığı kriterinin yeterince araştırılması ve tescil için asıl önemli olan bu yön üzerinde özellikle durulması gerekir.
Yapılan keşif sırasında dinlenilen davalı işyerinin mali işler şefi Cemalettin M. verdiği beyanında, "tacirden aldıkları ve sattıkları ürünler dahil olmak üzere fiyatların merkez tarafından belirlendiğini, tesislerinde herhangi bir ekonomik ve mali işlem yapılmadığını, ürettikleri mamulü sattıklarını" bildirmiş olup, tesisin alım-satım yaptığı belirlenmiştir. Mahkemece özellikle bu yön üzerinde durulması gerektiği halde yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Günümüzde, elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi imkanlarının bulunması karşısında şubeler açısından ticari işletme niteliğinin belirlenmesi noktasında muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olmaz. Açıklanan bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.01.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy