(1086 S. K. m. 83, 202)
Dava : Davacı vekili, müvekkili tarafından konut sigorta poliçesi yapılan daireye davalıya ait dairede yapılan tadilat çalışmaları sırasında sızan yağmur sularının hasara neden olduğunu, hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini ileri sürerek, 410.000.000.-TL'nin davalıdan rücuan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, süresinde verdiği cevapta davanın esastan reddini savunmuş, daha sonra yargılama sırasında cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı def'inde bulunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre ıslah suretiyle zamanaşımı def'inde bulunabileceği gerekçesiyle davacının tazminat ödediği olayın 13.05.2000. tarihinde meydana geldiği, zarar ve failinin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık sürenin geçirilmesinden sonra bu davanın açıldığından zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Karar:
Dava hukuki niteliği itibariyle haksız fiile dayalı tazminat davası olup, 13.05.2000 tarihinde meydana gelen zarardan dolayı işbu davanın 1 yıllık haksız fiile ilişkin zamanaşımı süresinin dolmasından sonra, 30.10.2001 tarihinde açıldığı tartışmasızdır.
Davada uyuşmazlık konusu olan husus, zamanaşımı konusunda cevap dilekçesinde bir def'i bulunmayan davalı tarafın, davada daha sonraki aşamada ileri sürdüğü bu def'in davacı tarafından savunmanın genişletilmesi itirazı ile karşılaşmasından sonra davalının bu defa cevap dilekçesini ıslah ederek zaman aşımı def'inde bulunup bulunamayacağı noktasındadır.
Bir davada davalı taraf cevap dilekçesinde ileri sürme hakkına sahip olduğu ve davanın reddini gerektiren savunma sebeplerinden zamanaşımı def'inde bulunmadığı takdirde önünde iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan ilki savunmayı genişleterek bu def'i daha sonra ileri sürmesi, veyahut da HUMK'nın 202/3. maddesinin kendisine tanıdığı aynı Yasa'nın 83. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş bulunan ıslah müessesesine dayanarak, cevap dilekçesini ıslah etmek suretiyle bu savunma hakkına dayanması mümkün olabilecektir.
Savunmanın genişletilmesi yolunu tercih eden davalı, masrafsız ve külfetsiz bir yolu tercih etmekte, ne var ki karşı tarafın savunmanın genişletilmesine muvafakat etmemesi halinde bu def'i hakkını kullanılması önlenilmekte olup bundan sonra ancak davanın esası hakkında savunma sebeplerini ileri sürebilmek imkanına sahip bulunmaktadır. Görüldüğü gibi, bu yolun tercihi davalı tarafa büyük bir risk getirmektedir. Davalının tercih edebileceği ikinci yol ise HUMK'nın 86/1. maddesinin kendisine yüklediği parasal yükümlülüğü yerine getirmek suretiyle ıslah yoluna başvurarak cevap dilekçesinde kullanamadığı savunma hakkına, bu yolla kavuşabilmesidir.
Bu genel açıklamalardan sonra dava konusu olaya dönüldüğünde, davalı taraf süresinde verdiği 28.11.2001 günlü cevap dilekçesinde ( dilekçedeki açıklamalarına göre, zamanaşımı süresinin dolduğunu bildiği halde ) zamanaşımı def'ini ileri sürmeyerek, davanın esasına yönelik savunmalarda bulunmuş, davacı tarafın 01.02.2002 günlü cevaba cevap dilekçesinde gösterdiği delillerin toplanılması istemine karşı davalı taraf da 01.03.2002 tarihli dilekçesi ile karşı delillerini mahkemeye sunmuştur. Bu aşamadan sonra her iki tarafın delilleri toplanılmış, taraf tanıkları dinlenildikten sonra davalı taraf 14.01.2003 günlü dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuş, davacı taraf ise, derhal verdiği 27.01.2003 günlü dilekçesi ile zamanaşımı def'inin ileri sürülmesine yani savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediklerini bildirerek davalı yanın bu hukuki yola başvurması önlenilmiştir. İşte bu usuli işlemlerden sonra davalı taraf bu defa ıslah yoluna 03.02.2003 tarihli dilekçesi ile ve HUMK'nın 86/1. maddesinin getirdiği mali yükümlerini yerine getirmeden başvurmuş davacı taraf ise, 17.02. 2003 tarihli dilekçesi ile bu usulü işleme de karşı çıkmıştır.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davalı taraf, ( bildiği halde ) cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmadıktan ve mahkemece işin esasına girilip, taraf delilleri toplanıldıktan sonra ve davalının riskli bir usulü yol olan savunmanın genişletilmesi yolu ile ileri sürmeye çalıştığı zamanaşımı def'ini, davacı tarafın karşı çıkması ile ileri sürememesi sonucu bu usulü sorun kendi mecrasında davacı taraf yararına bu şekilde çözülmüş bulunmaktadır. Bu aşamadan sonra, davalı tarafın yasanın öngördüğü koşulları dahi yerine getirmeden, bu defa ıslah yolu ile sürdüğü zamanaşımı def'in kabulü yoluna gidilmesi isabetsizdir. HUMK'nın 202/3. maddesinin ancak aynı maddenin 2. fıkrasındaki yola başvurmayan davalı tarafa tanınan bir usul müessesesi olduğunun kabulü yargılamanın kısa sürede ve adil bir çözüme kavuşturulması ilkesinin bir sonucu olmalıdır. Kaldı ki, somut olayda yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere, davanın esasına girildikten ve taraf delilleri toplanıldıktan sonra, zamanında kullanılması gereken bir hakkın bu aşamadan sonra kullanılmış olması, somut olay adaleti yönünden MK'nın 2. maddesinde öngörülen dürüst davranma ilkesine de aykırı olduğunun kabulü gerekir. Nitekim, Yargıtay 3 ve 4. Hukuk Daireleri'nin uygulamalarının bu yönde olduğu dosyaya mübrez içtihat örneklerinden anlaşılmaktadır. Dairemizin örnek olarak gösterilen kararı da somut olayın özelliği bakımından bu davada emsal olarak dikkate alınamayacağı anlaşılmaktadır.
Sonuç:
O halde, yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, mahkemece davalı tarafın ıslah yolu ile ileri sürdüğü zamanaşımı def'inin reddi ile davanın esası hakkında tahkikat sonuçlandırılarak hüküm kurulması gerektiğinden kararın davacı taraf yararına bozulması gerekmiştir.
KARŞI OY :
Davalı, kanunda belirtilen istisnalar dışında savunmasını genişletemez ve değiştiremez. Kural olarak cevap dilekçesinde savunmasına ilişkin tüm vakıaları göstermelidir. Savunmayı genişletme ve değiştirme yasağına öncelikle def'iler ve ona ilişkin vakıalar dahildir. Çünkü def'i taraflarca ileri sürülmedikçe mahkemece dikkate alınamaz. Ancak savunmayı genişletme ve değiştirme yasağının HUMK'nın 202/11 ve 202/III. maddelerinde işaret edilen üç istisnası vardır. Bunlardan birincisi; davacının savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesine rıza göstermesi ikincisi, müddeabihin temliki, diğeri ise davamızda söz konusu olan davalının cevabını ıslah etmesi yoludur.
Islah yoluyla davanın ve cevabın tamamen değiştirilebileceği göz önüne alındığında, Anayasa Mahkemesi'nin ıslah yoluyla müddeabihin artırılamayacağı yolundaki kanun hükmünü hak arama yollarının açılması gerekçesiyle iptal etmesi karşısında ıslah yoluyla zamanaşımı def'inde bulunulmayacağının kabulü mümkün değildir. Zaten doktrinde zamanaşımı def'inin ıslah yoluyla ileri sürülebileceği konusunda görüş birliği vardır ( Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Ö. Baskı, 2001, Cilt IV., Sh. 3966 vd. ).
Savunmasını değiştirmek veya genişletmek isteyen davalı özellikle son iki istisnadan birini başlangıçta tercih etmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Davalı önce savunmasını genişletip, davacının bu konuda rıza gösterip göstermeyeceğini öğrendikten sonra eğer rıza göstermezse ıslah yoluna başvurabilir. Somut olayda davalının başlangıçta savunmasını genişletme şeklinde zamanaşımı def'inde bulunması davacı tarafın buna rıza göstermemesi üzerine ıslah yoluyla zamanaşımı def'ini ileri sürmesinde yasaya aykırılık olduğundan bahsedilemez.
Yine bu yola başvuran davalının tahkikatın bitimine kadar savunmasını ıslah etmesi mümkün olup, bunu bir kısım delillerin toplanmasından sonra yapmasını hakkın kötüye kullanılması olarak nitelemek mümkün değildir.
Islah eden tarafa 86. maddedeki yargılama giderlerinin ve zararın ödetilebilmesi için bunun karşı tarafça talep edilmesi gerekip, mahkemece kendiliğinden bu gider ve zararların ödetilmesine karar verilemeyeceğinden, ( Bkz. Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt IV., 2001, Sh. 3986-3987 ) çoğunluğun ıslah yoluna başvuru sırasında davalının mali yükümlülüklerini yerine getirmediği yolundaki açıklamasının sonuca etkisi olmadığı görüşündeyiz.
Bütün bu nedenlerle yasaca öngörülen süre içinde davacının savunmanın genişletildiği itirazı ile karşılaşan davalının ıslah yoluyla zamanaşımı def'inde bulunabileceği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen mahkeme kararının onanması gerektiğinden, çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
Full & Egal Universal Law Academy