(1086 S. K. m. 53, 95, 427)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Nazilli Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 26.11.2002 tarih ve 2001/423-2002/601 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi müdahil Nedim tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirketin, 22.07.2001 tarihli olağan genel kuruluna çağrı işlemlerinin usulüne uygun yapılmadığını, hayali nisap yaratıldığını, vekaletnamelerin usulüne uygun bulunmadığını ileri sürerek 22.07.2001 tarihli genel kurulun tüm sonuçlarıyla birlikte iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcisi Nedim, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalı şirketin yetkili temsilcilerinin davayı kabul ettiği, davalı şirketin tüzel kişiliği devam ettiğinden ortakların şirket lehine işlem yapmalarının mümkün bulunmadığı, bu nedenle müdahale talebinin reddedildiği gerekçesiyle davanın HUMK.nun 95. maddesi uyarınca kabulüne, davalı şirketin 22.07.2001 tarihli genel kurul kararının tüm sonuçları ile iptaline karar verilmiştir.
Kararı, müdahale talebinde bulunan Nedim temyiz etmiştir.
Müdahale talebi reddedilen üçüncü kişi, asıl hüküm verildikten sonra, hükmün temyiz süresi içinde, lehine müdahale etmek istediği taraf aleyhine verilen hükme karşı temyiz yoluna başvurabilir ve hükmün, müdahale talebinin haksız olarak reddedilmesi nedeniyle bozulmasını isteyebilirse de, karar taraflar hakkında verilebileceğinden ve fer'i müdahil hakkında kesin hüküm teşkil etmeyeceğinden, fer'i müdahilin, lehine müdahale edilen taraf temyiz yoluna başvurmazsa, tek başına hükmü temyiz yetkisi yoktur. Somut olayda da lehine katılmak istediği davalı taraf temyiz isteğinde bulunmamış ve bu suretle mümeyyizin tek başına temyiz isteğinde bulunması imkanı kalmamıştır. Bir an için mümeyyizin vaki temyiz isteğinin kabul edilmesi gerektiğini düşünsek bile, bozma üzerine dava dosyası mahalline gittiği zaman müdahale isteyen kişinin bu davayı takip edip sonuçlandırmasına imkan bulunmamaktadır. Çünkü yukarıda da açıklandığı gibi, müdahale isteğinde bulunan tarafın kendisinin, iltihak ettiği tarafla birlikte hareketi zorunludur. Olayda mümeyyizin birlikte hareket ettiği davalı, kararı temyiz etmediğine ve bu suretle onun yönünden mahkeme kararı kesinleştiğine göre, artık mümeyyizin bu davayı tek başına takip etmesi imkansız hale gelmiş bulunmaktadır. Bu itibarla, mümeyyizin isteğine uygun olarak mahkeme kararının bozulması, kendisine hiçbir hukuki yarar doğurmayacaktır.
Sonuç: Yakarıda açıklanan nedenlerle, müdahale isteğinde bulunan mümeyyizin temyiz dilekçesinin REDDİNE, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy