(818 S. K. m. 83, 103, 105)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 8.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.07.2003 tarih ve 1999/556-2003/394 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 21.09.2004 günde davacı asil Ahmet H ve avukatı Berlin G ile davalılar avukatı Hikmet G gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketteki hisselerini diğer davalıya devrettiğini, devir bedelinin bonolara bağlandığını ve vade farkı da dikkate alınarak 32.000.000 USD. lık bono alındığını, bonolardan 25 adedinin vadelerinde ödenmediği gibi icra takiplerine de haksız olarak itiraz edilmesi nedeniyle alacağın gecikmeli olarak tahsil edildiğini, gecikme nedeniyle müvekkilinin helikopter üretimine ilişkin yatırımı yapamadığı gibi otel inşaatının da yarım kaldığını, paraların repo ve Hazine tahvili alımında da değerlendirilemediğini, böylece BK.nun 105 nci maddesi gereğince munzam zararının söz konusu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ve kur farkına ilişkin hak saklı kalmak üzere şimdilik 10.000.000.000.-TL. nın en yüksek reeskont oranı üzerinden faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili, icra takibindeki şikayet ve kıymet takdirine itirazlarının haklı olduğunu, bono bedellerinin döviz faizi ile ödendiğini, ödemelerin gecikmesinde kusurları bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, Dairemizce, davacının talebinin BK.nun 83 ncü maddesindeki düzenlemeye göre oluşan kur farkından kaynaklanan bir zarara ilişkin olmayıp, BK.nun 105 nci maddesine dayalı munzam zararla ilgili olduğuna işaret edilerek bozulmuş, bozmaya uyularak toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporunda Yargıtay özel dairesinin munzam zarar hesabında öngördüğü kıstaslar çerçevesinde yapılan hesaplamalar dikkate alınarak dava tarihi itibariyle davacının 1.456.898.221.118.-TL munzam zararı bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 10.000.000.000.-TL. nın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Dava, BK.nun 105 nci maddesine dayalı munzam zarar istemine ilişkindir. Davacıya ait anonim şirket payları davalıya devredilmiş, ancak pay devir bedeli geç ödendiğinden davacı geç ödeme nedeniyle faizle karşılanamayan zararı olduğundan söz ederek iş bu davayı açmıştır. Mahkemece davacının munzam zarının oluşmasına neden olan ticari ilişkilerinden helikopter üretimi ve otel inşaatının gecikmesi ile ilgili munzam zarar taleplerini geleceğe bırakmış, alacağı zamanında ödenmiş olsaydı repo ve hazine tahvilinde kullandığı takdirde dövizden elde edilecek ortalama %10 faizden daha fazla bir getiri sağlayacağını belirtmiştir.
Munzam zararın anlaşılabilmesi için öncelikle temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durmakta yarar vardır. Bilindiği gibi temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine B.K.nun 103 ncü maddesi gereğince kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibarıyla, zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Borçlu kusurlu olsun olmasın, sonuçta borç alacaklıyı zamanında ödenmemiş demektir. Bu nedenle gerek İsviçre ve gerekse Türk kanun koyucusu alacaklıya zararının, miktarının ve borçlunun kusurunun varlığını kanıtlamaksızın temerrüt faizi isteme hakkının tanımıştır.
Davanın konusu munzam zarar ise, BK.nun 105 nci maddesine göre alacaklı, borcun geç ödenmesi nedeniyle geçmiş günler için yukarıda açıklanan faiz ile karşılanamayan bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da karşılamak zorundadır.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gerekse Dairemiz; Türk lirası borçlarının ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zararın hesabında ilke olarak; ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk lirası karşısında döviz kurlarına ilişki değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılmaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulanacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek belirlenecek miktarın munzam zarar olarak istenebileceği benimsenmiştir.
Ancak somut olayda taraflar arasındaki borç yabancı para (döviz) cinsinden belirlendiğinden munzam zararın tespitinde Dairemizin Türk lirası borçlarının geç ödenmesi nedeniyle oluşan munzam zararın tespitindeki ilkelerden hareket etmek de mümkün değildir. Zira TL borçlarına bağlı munzam zararın hesaplanmasına esas kriterlerin içinde döviz kurlarındaki değişiklikler, yabancı para karşısında değer kaybını ifade eden enflasyon artış oranları zaten bulunduğundan dövize bağlı borçlar için de aynı kriterlerin yeniden hesaplamaya esas alınması bu nedenle doğru olmaz.
O halde, yabancı para cinsinden kararlaştırılmış borcun geç ödenmesi nedeniyle faizi aşan zararın ödenebilmesi için uğranılan zararın ve varlığının ve miktarının kanıtlanması gerekir. Burada kanıtlanması gereken zarar, paranın geç ödenmesinden dolayı mahrum kalınan muhtemel kâr yada farz edilen gelir değildir. Bu zarar, davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplam içerisindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu fiili zarardır. Bu durumda zararı doğuran somut olay ve bu nedenle uğranılan zararın fiilen gerçekleştiğinin kanıtlanması gerektiği açıktır.
Bu durum karşısında, dava dilekçesinde sözü edilen helikopter üretimi işine girilemediği, otel inşaatının tamamlanamadığı ve alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle repo ve Hazine tahvillerinde değerlendirilemeyerek munzam zararın oluştuğu iddia edilmesine rağmen, yargılama sırasında helikopter ve otel inşaatı ile ilgili hususların zararın büyüklüğünü göstermek amacıyla dilekçeye yazıldığı, asıl dayanağın maruf ve meşhur olan ülkenin ekonomik konjonktüründen kaynaklanan nedenler olduğu ve bunların ispatının gerekmediği belirtilmiş olması karşısında yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olarak zararın varlığı ve miktarını kanıtlaması gerekir iken, munzam zararın varsayımlara dayalı olarak kabul edilip, Dairemizin eldeki olaya uygun düşmeyen emsal uygulamalarına göre yaptırılan hesaplamaya dayalı olarak hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davalılar yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 23.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy