(6762 S.K m.1301) (2004 S.K m.194)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 17.12.2002 tarih ve 2002/460 - 2002/812 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigortacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak davalı taraflar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair tesis edilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigortasından kaynaklanan rücuan tazminat talebine ilişkindir.
Dava 03.05.2002 tarihinde açılmış olup, yerel mahkemece verilen hüküm henüz kesinleşmeden, dava dosyasından tam olarak anlaşılamayan bir tarihte davalılardan A Sigorta A.Ş. iflas etmiştir.
İİK.nun 194 ncü maddesi uyarınca, iflasın açılması ile, müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları, acele haller ve maddede yazılı olanlar haricinde durur ve ancak alacaklıların toplanmasından 10 gün sonra devam olunabilir. Bu hükmün amacı, iflasın açılması ile, tasarruf yetkisi kısıtlanıp yerini iflas idaresi alan müflisin davacı veya davalı bulunduğu davaları devam ettirmekte fayda olup olmadığının tespiti noktasında iflas idaresine imkan sağlamaktır. İflas idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflas organlarının teşekkül etmesi ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. İşte bu nedenle müflisin hukuk davalarının belli bir süre durması gerekmiştir. O halde, mahkemece verilecek bir kararla A Sigorta A.Ş. hakkındaki davanın ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün sonra bir tarihe kadar durmasına karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Kaldı ki, halefiyete dayalı rücu davası, esas itibariyle sigorta ettirenin kendisine zarar verene açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. Trafik kazaları, nitelikleri itibariyle haksız fillerdendir. Haksız fiillerde temerrüt tarihi, haksız fiilin meydana geldiği tarih olup, zarar sorumlusunun ayrıca ihbar ve ihtar edilmesine gerek yoktur. Sigorta ettirenin dava hakkı, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Dolayısıyla, öncelikle riziko karşılığının sigortalıya ödenmesi gerekir. Ödeme tarihi aynı zamanda 3 ncü şahsa rücu edebilme tarihidir. Bu nedenle işleten ve sürücünün faizden sorumluluğunun başlangıcının, halefiyet başlangıcı olan ödeme tarihi olarak kabulü gerekir. Somut olayda davacı vekilinin davalı araç maliki Turhan Y yönünden, temerrüt tarihi olarak dava tarihinin esas alınması yönünde bir beyanı da bulunmamaktadır. O halde, davalı işleten açısından ödeme tarihi esas alınarak temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde hükmedilmesi de hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy