(1086 S. K. m. 382, 388, 389) (2709 S. K. m. 141)
Dava : Taraflar arasında görülen davada Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 02.05.2003 tarih ve 2000/300-2003/232 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı belediyenin vadesiz mevduat hesabına T.C.Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü'nün genelgeleri uyarınca 12.07.1997 tarihinden sonra %5 oranında faiz uygulanması gerektiğini, hata sonucu 31.12.1998 tarihine kadar %50 oranında faiz tatbik edildiğini, davalının sebepsiz yere zenginleştiğini iddia ederek, asıl alacak, işlemiş faiz ve BSMV tutarı 3.677.199.017.-TL.nın avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sebepsiz zenginleşme davasının koşullarının gerçekleşmediğini, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının kredi kurumu niteliğinde olduğu, haksız zenginleşmede ödeme tarihinden itibaren sebepsiz zenginleşenin iade yükümlülüğünün bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 3.656.831.758.-TL.nın avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, sebepsiz yere ödenen paranın tahsili istemine ilişkindir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK.nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün, açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece kısa kararda, davanın 3.656.831.758.-TL kısmı ile kabulüne karar verilmesine rağmen, gerekçeli kararda, anılan kısma ayrıca dava tarihi olan 04.05.2000 gününden itibaren avans faizi yürütülmesi yönünde hüküm kurulmuştur. O halde, kısa karar ile gerekçeli kararın birbirine uygun yazılmaması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Ayrıca, davalı vekili, cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuş olmasına rağmen, mahkemece bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması da yanlış olmuştur.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) ve ( 2 ) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 13.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy