(6762 S. K. m. 381, 389, 391, 394, 395, 405, 466)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 2.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 03.07.2003 tarih ve 2001/746-2003/507 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.10.2004 günde davacı asil ve avukatı Cenal S ile davalı avukatı Filiz K gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin paydaşı bulunduğu davalı anonim şirketin 03.05.2001 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında ve B grubu hisse senedi sahipleri özel toplantısında şirket sermayesinin (4.114.000.000.000) TL.den (25) trilyon liraya çıkarılmasının, artırılan sermayenin ise iştirakler yeniden değerlendirme artış fonundan bir kısım ortaklarca konulacak ayni sermaye ile karşılanmasının kararlaştırıldığını, toplantıdan önce TTK.nun 394 ncü maddesi uyarınca ortaklara rüçhan haklarını kullanma olanağı tanınmadığı gibi müvekkilince toplantıda dile getirilen bu talebin kabul edilmediğini, nakdi sermaye artışı olanakları araştırılmadan ve ortaklara bu hak tanınmadan ayni sermaye artışına gidilmesinin objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, kaldı ki bir kısım ortaklarca sermaye artışına karşılık tevdi edilen halka açık olmayan grup şirketlerine ait hisse senetlerinin kısa vadeli getirisi olamayacağını, zaten sermayelerin değer takdirine ilişkin bilirkişi raporlarının ortakların incelenmesine sunulmadığını ileri sürerek, anılan genel kurul kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yönetim kurulunca dış kaynaklardan sağlanacak sermaye artışının ayni olarak yapılmasının kararlaştırıldığı, ilanların da bu yolda gerçekleştirildiğini, genel kurul ve imtiyazlı pay sahipleri kurullarının iradesinin de ayni sermaye artırımında rüçhan hakkının kullanılmaması yönünde oluşmasının TTK. nun 394. maddesine aykırı olmadığını, bununla sermaye artırımının daha çabuk ve kolay gerçekleştirilmesinin sağlandığını, ayni sermaye olarak konulan şirket paylarına sahip olan davacının bu olanağı kullanmadığını, kararın yasaya, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına uygun olduğunu, kaldı ki TTK. nun 381 nci maddesine uygun muhalefet şerhi konulmadığından dava hakkı bulunmadığını savunmuştur.
Mahkemece, şirket kayıtlarına, genel kurul tutanaklarına ve bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak, yönetim kurulunca yapılan ilanda TTK. nun 394 ncü maddesine aykırı olarak (11) gün süre verildiği, genel kurul kararında yeni payların kısmen veya tamamen 3. kişilere bırakılması konusunda bir karar alınmadığı, şirket ana sözleşmesinin 10. maddesiyle de rüçhan hakkının tanındığı, şirkete para girişi sağlamak amacıyla sermaye artışına gidilmesine karşın özvarlığı eksi değerdeki grup şirketleri hisse senetlerinin ayni sermaye olarak davalı şirkete katılmasının ekonomik bakımdan riskli olduğu, davacının payının %4, 1676'dan %1,5'a düşürüldüğü, kararın hak ve nesafet ile objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının B grubu imtiyazlı pay sahibi bulunduğu davalı şirketin 03.5.2001 günlü genel kurulunda alınan esas sermaye artırımına ilişkin kararın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Esas sermaye, pay sahiplerinin ortaklığa getirmeyi yükümlendikleri malvarlığının toplamı ve bunun nakit olarak ifadesidir. TTK. nun 391-395 nci maddelerinde düzenlenen esas sermaye artırımı ile şirket ana sözleşmesinde yer alan bu rakamın yükseltilmesi amaçlanır. Aynı Yasa'nın 269/2 maddesine göre, anonim şirketlerde pay sahipleri, şirket borçlarından şahsen değil, taahhüt ettikleri sermaye payları ile sınırlı olarak sorumludurlar. Esas sermaye artırımı, ancak yükseltilen esas sermayeye denk malvarlığı ve ekonomik değerlerin şirkete kazandırılmasının sağlanması veya iç kaynaklardan sermaye artırımında ise artırılan sermaye kadar yedek akçe veya kârın ortaklık bünyesinde mevcut bulunması halinde amacına ulaşabilir. (Bkz. E.Moroğlu- Anonim Ortaklıklarda Esas Sermaye Artırımı 2.bs. 2003-İst., S.1 vd) Esas sermaye artırımı yasanın tanıdığı bir hak olup, kural olarak zorunlu değildir.
Artırılan sermayeye katılmada öncelik (rüçhan) hakkı, mevcut payları ile orantılı olmak kaydı ile pay sahiplerinindir. Ancak, rüçhan hakkının aksi, sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararı veya şirket ana sözleşmesiyle kararlaştırılabilir. TTK. nun 405/1 nci maddesince pay sahiplerinin kendi iradeleri dışında rüçhan hakkını kullanmaya, ek taahhüt altına girmeye zorlanamayacakları öngörülmüş bulunmakla bu hakkın kullanımı kural olarak isteğe bağlıdır. Ancak, paydaş özel bir taahhüt altına girmişse bununla bağlıdır. TTK. nun 394 ncü maddesine göre, esas sermaye artırımına ilişkin rüçhan hakkı kararlaştırıldıktan sonra şirket yönetim kurulu, yeni çıkarılacak payların ihraç bedellerini ilan eder ve ilanda yeni çıkarılacak paylardan alma hakkı olanlara buna dayalı katılma taahhüdünde bulunmaya davet eder. Bunun için, son ilandan itibaren en az (15) günlük süre tanınması gerekir. Böylece esas sermaye artırımı, sonucu çıkarılan yeni paylarda şirketin mevcut paydaşlarına sağlanan bu hakla pay sahipliğine bağlı hakkın azaltılması önlenmiş olur. Pay sahipliğinin türü ne olursa olsun kural olarak her paydaş sermaye artırımı ile ortaya çıkan yeni paylardan alma hakkına sahiptir. Bu hakkın kaynağı yasa olup, ayrıca ana sözleşmeyle de tanınabilir. Buna bağlı olarak, ana sözleşmeyle sınırlanabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ortaklığın çıkarları veya ihtiyacının zorunlu kılmamasına karşın sermaye artırım kararı ile bir kısım paydaşların rüçhan hakları bir kısım paydaşlar yararına olacak biçimde dolaylı veya dolaysız sınırlanır veya tamamen kaldırılırsa esas sermaye artırımı kararlarının objektif iyiniyet kurallarına uygunluğundan söz edilemez. Genel kurulun sermaye artırım kararı ile paydaşlar arasında var olan hak ve çıkar dengesinin bozulması, rüçhan hakkının, yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak kısıtlanması sonucu doğurması halinde rüçhan hakkının kullanma olanağının tanınmadığını veya bu hakkın başkasına kullandırıldığını iddia eden pay sahipleri ilgili genel kurul kararının iptalini, TTK. nun 381 nci maddesindeki prosedüre göre dava edebilir.
Bu genel açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığa gelindiğinde, 03.05.2001 tarihli genel kurul toplantısında (4, 114) trilyon lira olan esas sermayenin (25) trilyon liraya çıkartılması, artırılacak sermayenin bir kısmının iştirakler yeniden değerleme artış fonundan, ağırlıklı kısmının ise bir kısım pay sahiplerince konulacak ayni sermaye ile karşılanması kararlaştırılmıştır. Davacıyı temsilen katılan vekili, hem bu karara, hem de TTK. nun 389, 391 nci maddeleri uyarınca yapılan imtiyazlı pay sahipleri toplantısında bu kararın onaylanmasına ilişkin karara karşı oy kullanmış ve yazılı muhalefet şerhi vermiştir. Muhalefet şerhinde, rüçhan hakkının duyurulması işleminde yasanın öngördüğü asgari süreden az süre tanındığı, şirketin mali gücünün ancak nakdi sermaye artışı ile sağlanabileceği, artırılan sermayeye karşılık bir kısım pay sahibince taahhüt edilen grup şirketlerine ait payların bu amacı gerçekleştiremeyeceği, sermaye artırımına konu taahhüt edilen, holding bünyesindeki şirket hisselerine ait kıymet takdirlerine ilişkin bilirkişi raporlarının ortakların incelemesine sunulmadığı belirtilmiştir.
Kararın dayandırıldığı 23.01.2003 tarihli bilirkişi raporunda ise, holding hakim ortağının genel kuruldaki konuşmalarına gönderme yapılarak şirketin gerçek ihtiyacının nakdi sermaye artırımı olduğu, ayni sermaye artırımına konu grup şirketlerinden birinin özvarlığının yitirildiği, esas sermayeye böyle bir ayni sermaye katılmasının riskli olduğu belirtilmiştir. Ne var ki, söz konusu şirket ve payları sermayeye eklenecek diğer şirket kayıtları üzerine herhangi bir inceleme yapılmamıştır. Anılan rapor, davalı vekilinin kapsamlı ve ciddi itirazlarına konu edildiği halde bu itirazlar üzerinde durulmamış, sınırlı incelemeye dayalı raporla yetinilmiştir.
Böyle bir durumda, mahkemece yapılması gereken, davalı vekilinin itirazları doğrultusunda şirketler muhasebesi ve finansı konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir kurula davalı şirket ve sermaye artırımına konu hisselerin ait bulunduğu dava dışı şirketlerin kayıt ve defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak, davalı şirketin sermaye artırımına ihtiyacının bulunup bulunmadığı, kararlaştırılan artırım şeklinin bu ihtiyacı karşılama amacını sağlayıp sağlamayacağı, ayni sermaye artırımına konu şirket paylarının ekonomik değeri konusunda görüş alınması, davacının genel kurul toplantılarındaki muhalefet şerhinin bütünü itibariyle böyle bir artırıma dönük rüçhan hakkı kullanma iradesi taşıyıp taşımadığı değerlendirildikten ve davalının holding olması ve TTK. nun 466/4 ncü maddesi uyarınca başka şirketlere iştirak amacıyla kurulması, diğer bir değişle üreten değil, yöneten bir şirket olması gerçeğinin doğurduğu öncelik kaygıları ve hedef yönelimlerinde yatan özellikler de gözetildikten sonra bir karar verilmesinden ibarettir. Bu nedenle açıklanan yönler irdelenmeden eksik incelemeye dayalı verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 375.000.000 TL duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy