(1086 S. K. m. 185, 186) (1136 S. K. m. 164)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Gölbaşı- Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 19.06.2003 tarih ve 2002/366-2003/1056 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, asıl davada müvekkili şirketin Uydu Haberleşme Merkezi su ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılan ishale hattına, davalının yolun altındaki menfezden saplama yaparak kaçak su kullandığını ileri sürerek, 40.245.970.803.-lira müvekkili şirket zararlarının kaçak su kullanımının başlangıcından itibaren reeskont faiziyle birlikte tahsilini, birleşen davada ise, davalının müdahalesinin men'ini, bu amaçla yapılan tesisatın kal'ini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda asıl ve birleşen davanın kabulü ile 40.245.970.803.-liranın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalının müdahalesinin men'ine ve tesisatın kal'ine karar verilmiştir.
Karar, asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dava tarihi itibariyle davacı vekilince avans faizi talep edilmemesine göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, haksız eylemden kaynaklanan zararın tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, son oturumda davacı şirket temsilcisinin "her ne kadar olay tarihinden itibaren faiz talep edilmişse de, dava tarihinden itibaren faiz talep ediyoruz" şeklindeki imzalı beyanına dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, mahkemece, davacı temsilcisinin temerrüt faizinin başlangıcı noktasında vazgeçmeye ilişkin bir yetkisinin bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle, anılan hususta davacı şirket yetkili kurullarınca düzenlenmiş temsil belgesinin var olup olmadığı araştırılmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 5 nci maddesine göre, hangi aşamada olursa olsun dava ve icra takibini kabul eden avukat, tarifeler hükümleri ile belirli ücretin tamamına hak kazanır. Avukatın ücrete hak kazanması için dava açıp takip etmesi şart olmayıp, resmi dairelerde uyuşmazlık konusu işi takip etmeyi üzerine alarak takip etmesi dahi avukatlık parası istemine hak verir. Avukatın celselere katılması avukatlık ücretinin verilmesi için ön koşul olmayıp, davayı dilekçeler vermek suretiyle takip etmesi tarifeler uyarınca hak ettiği ücretin tamamını kazanması için yeterlidir.
Bu durumda, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde asıl ve birleşen davada davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmek gerekirken, yazılı şekilde dilekçe yazma ücretine hükmedilmesi isabetli görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30.09.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy