(3095 S. K. m. 2) (2004 S. K. m. 89)
Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 09.10.2002 tarih ve 2001/180-2002/466 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 01.07.2003 günde davacı avukatı E. K. ile davalı avukatı G. K. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, vinç ve konteynır üretimi yapan müvekkili şirketin ekonomiye büyük katkısı olan köklü bir firma olduğunu, taraflar arasındaki kredi sözleşme ilişkisinden dolayı davalı bankanın haksız ve sebepsiz olarak, taahhüt bedellerini ödemediğini, kredi hesaplarını kat ederek, haksız icra takibine giriştiğini, açılan menfi tespit davasının müvekkili lehine sonuçlandığını, ancak, davalının bu girişimleriyle müvekkilinin ticari itibarının sarsıldığını, iş bağlantılarının iptal edildiğini, kredilerin şirket özvarlığı ile tasfiye edilmek zorunda kalındığını ileri sürerek, şimdilik 10'ar milyar TL. maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, cevabında, döviz kredisi alan davacının ihracat teşvik belgesi kapsamındaki işlerini zamanında teslim etmediğini, bu nedenle Merkez Bankası'nca yaptırım uygulandığını, icra takibinde davacı borçlunun bir kısım alacağı kabul ettiğini, riskli kredi müşterisi olması dolayısıyla yapılan işlemlerde bir usulsüzlük bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, maddi tazminatın kabulüne ilişkin verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine davacı tarafın temyiz itirazları incelenmeksizin, davalı yararına bozulmuş olup, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda bozma sonrası alınan bilirkişi kurulu raporlarına dayanılarak, banka kayıtlarına göre kredi hesaplarının gereksiz kat'ı ve haksız icra takipleriyle, davacının iş yaptığı kurum ve kuruluşlara yönelik İİK. nun 89/1 maddesine göre yapılan hacizlerin ve haciz ihbarnamelerinin bankacılık usul ve teemmülleri ile etiğine aykırı olduğu, karar sonucu davacının birkaç önemli ihaleyi kaybettiği, davacının kredibilitesinin ortadan kalktığı gibi yeni iş ve ihaleler alamadığı, bu kalemlerden oluşan 25.554.358.594 TL. maddi zararın dava tarihinde 36.514.331.00 TL. ye ulaştığı, davalının sözleşmeye aykırı davranmasından dolayı manevi tazminat istenemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10 milyar TL. manevi tazminatın yerel faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Karar, taraflar vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerinin davalı bankaca haksız feshi, hesapların kat edilerek 5.12.1991 tarihinde ve daha sonra ödenmeyen döviz kredi borcu ile ilgili davalının TCMB'ye ödediği KKDF ve cezanın rücuu amacıyla 9.10.1992 tarihinde giriştiği icra takipleri sonucu maddi ve manevi zarara uğranıldığı iddiasına dayalı tazminatı istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulmasına karar verilen Dairemizin bozma ilamının kapsamı doğru belirlenmemiş, uyuşmazlık konuları isabetle saptanmamış ve buna bağlı olarak ta uyuşmazlığı doğru çözüme götürücü bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamıştır.
Her şeyden önce, bozmanın ilk bendinin üçüncü ve dördüncü paragraflarında davalı bankanın süresinde kapatılmayan İTB (İhracatı Teşvik Belgesi) kapsamındaki döviz ve prefinansman kredisinden dolayı re'sen T.C. Merkez Bankası'na ödediği (ve sonradan idari yargı ilamı ile geri aldığı) KKDF ve ceza kesintilerinden dolayı davacıya rücunun kasıt ve kötüniyete dayalı olmadığı, bu amaçla girişilen icra takibi nedeniyle sorumlu tutulamayacağı vurgulandığına ve mahkemece de bu bozmaya uyulduğuna göre, artık bu kaleme bağlı olarak davacının herhangi bir zarar iddia edemeyecek olmasına karşın, bilirkişilerin aksi yöndeki görüş ve tespitlerinin hükme esas alınması doğru değildir.
Aynı bozma bendinin izleyen paragraflarında, açıklanan yöntem ve ilkelere uygun bilirkişi incelemesi da yaptırılmadığı gibi, mahkemece de yeterince irdelenmemiştir.
Bozma kapsamına göre, mahkemece, sözü edilen bozma bendinin son paragrafında belirtildiği biçimde, davalı bankaca kredi hesapları kat edilmezden önceki dönemde davacı şirketin içinde bulunduğu mali ve özkaynak durumu, davacı aleyhinde girişilen icra takiplerinin niteliği ve niceliği, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerinin seyrine nazaran ödenmeyen borç tutarları, bu sözleşmelerle verilen taşınmaz ipoteği güvencesinin borcu karşılama oranı, borcun büyük kısmının tasfiyesi amacıyla düzenlenen 2.7.1992 tarihli protokol hükümlerinin içeriği ve ne şekilde uygulandığı, ilgili dönemlerdeki genel ekonomik konjonktür gibi tüm veri ve olgular gözönüne alınarak, davalı bankanın kredi sözleşmelerini tek yanlı feshi ve hesabı kat'ının hakkın kötüye kullanılması veya bankacılık teamüllerine uygunluk taşıyıp taşımadığının değerlendirilmesi ve şayet bir zarar varsa salt davalı eyleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığının saptanması, davacının üstlenildiği taahhüt işlerinin aksaması veya bir kısmının ihale makamlarınca feshinin objektif nedenlerinin neler olduğu, bunların başlangıç ve fesih tarihlerine göre davalı banka işlemleriyle ne şekilde ilişkilendirilebileceği, doğrudan bir nedensellik bağı bulunup bulunmadığı, bu duruma davacı şirketin doğru yönetilip yönetilmemesinin yol açıp açmadığı, diğer taahhüt işlerinin akıbetinde davalı bankaca kullandırılan kredilere ilaveten başkaca önlemler alınıp alınmadığının rolü ve özkaynakların taahhütleri karşılama yetersizliği, eğer davalı bankanın hesapları kat'ına bağlı bir zarar varsa bunun somut kalemleri ve miktarlarının neler olduğu konularında endüstriyel ilişkiler şirket yönetimi, şirketler hukuku ve bankacılık uzmanlarından oluşturulacak bilirkişiler kurulundan kararın dayandırıldığı 16.1.2002 ve 30.05.2002 tarihli bilirkişiler kurulu asıl ve ek raporlarına yönelik olarak, davalı banka vekilince ileri sürülen ciddi itirazlar da karşılayacak kapsamda doyurucu rapor alındıktan sonra, ortaya çıkacak sonuca göre karar verilmesinde zorunluluk görüldüğünden, değinilen yönleri yeterince açıklamadan, yeterli olmayan kanıtlara dayalı ve zarar kalemleri hesaplanmaksızın, ilgili yılların bilanço zararlarını davacı zararı olarak bildiren eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna dayalı verilen karara yönelik davalı tarafın temyiz itirazları yerinde görülmüştür.
2- Dava dilekçesinde temerrüt faiz oranı olarak en yüksek ticari faiz istenmesinin 3095 sayılı Kanun'un o tarihte yürürlükte olan 2/3 maddesi hükmünce reeskont oranında temerrüt faizi olduğu tarafların sıfatı ve uyuşmazlığın niteliğine göre, duraksamasız iken, yasal faiz oranında temerrüt faizi yürütülmesi kabule göre isabetsiz bulunmakta, kararın bu yön bakımından da davacı yararına bozulması gerekir.
3- Bozma kapsamına göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar davalı, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek olmadığına, 275.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 21 nci maddesi gereğince KDV'si ile birlikte her bir taraftan alınarak yek diğer tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 03.07.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy