(2918 S. K. m. 95)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Honaz Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 20.09.2001 tarih ve 2000/112-2001/256 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirket tarafından zorunlu trafik sigortası temin edilen davalıların maliki ve sürücüsü bulundukları aracın Osman Y. isimli şahsa çarparak ölümüne neden olduğunu, müvekkilince ölenin mirasçılarına poliçe teminatı ( 3.000.000.000 )TL'nin ödendiğini, sigortalı araç sürücüsünün alkollü olması ve tam kusurlu bulunması nedeniyle rücu haklarının doğduğu gerekçesiyle, ( 3.000.000.000 )TL tazminatın ödenme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davalı sürücünün kaza anında alkollü olmadığını, kazadan sonra alkol aldığını, kaldı ki, kazanın münhasıran alınan alkolün tesiri altında meydana gelmesinin gerektiğini, ceza yargılamasında sürücünün 6/8 oranında kusurlu bulunduğunu, faiz oranının ancak yasal olabileceğini belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, davalı sürücünün kaza anında alkollü olması nedeniyle davacının rücu hakkı bulunduğu gerekçesiyle, ( 3.000.000.000 )TL tazminatın 29.12.1999 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.
1-Davacı vekili, sigortalı aracın Trafik Sigorta Poliçesi Genel Şartları'nın 4/d maddesi hükmü uyarınca, alkollü kişi tarafından kullanıldığını, bu nedenle 3. kişiye yaptığı ödemenin rücuan tahsilini talep etmiştir.
Gerçekten de sigortacı ile sigortalı arasındaki akdi ilişkinin koşullarını oluşturan zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçesi genel şartlarının ( tazminatın azaltılması veya kaldırılması sonucunu doğuran haller ) başlıklı 4/d maddesinde tazminatı gerektiren olayın, aracın alkollü içki almış sürücü tarafından sevkedilmesi sonucunda vukua gelmiş ise sigortacının bu hususu zarar görenlere karşı ileri süremeyeceği ve fakat ödemede bulunduktan sonra tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği hükme bağlanmış bulunmaktadır. Poliçede yer alan bu şart esasen KTK.nun 95. maddesi düzenlenmesinin poliçeye aksettirilmiş bir hükmüdür.
Dava konusu olayda, sigorta konusu aracın alkollü kimseye kullandırılırken rizikonun gerçekleşmiş bulunmasına göre, KTK.nun 95. ve poliçe genel şartlarının 4. maddesi hükmü uyarınca sigortacının ödediği tazminatın tamamı bakımından davalı sigorta ettirene rücu etmesi mümkün ise de, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, sigortacının mevcut düzenlemeler uyarınca akidi olmayan alkollü sürücüye yönelmesi mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, davalı sürücü hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu davalının dahi sigorta ettirenle birlikte sorumlu tutulması doğru görülmemiş ve kararın açıklanan nedenle davalı sürücü yararına bozulması gerekmiştir.
2-Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi Genel Şartları'nın 4/d. Maddesinde "tazminatı gerektiren olayın, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa" işletene rücu edebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle, sürücünün alkollü olmasının doğrudan doğruya sonuca etkisi yoktur.
Bu durumda mahkemece, nöroloji uzmanı bir hekim, trafik uzmanı ve hukukçu kişilerden oluşturulacak bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, olayın meydana geliş şekli itibariyle bu kaza ve hasarın, münhasıran sürücünün aldığı alkolün etkisi altında ileri gelip gelmediği tespit ettirilmek ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, bu yönler gözetilmeden yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Yine, kaza sonucu ölen Osman Y., davacıya sigortalı araçta yolcu olmadığı gibi, başka bir ticari araçta da yolcu iken kazaya maruz kalmamış olup, davalıya ait araç da özel araç niteliğini taşımaktadır. Bu durumda, ortada ticari bir iş söz konusu olmadığına göre, hüküm altına alınan alacağa yasal oranda temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reeskont oranında faize hükmedilmesi de yanlış olmuştur.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ), ( 2 ) ve ( 3 ) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy