(7201 S. K. m. 21, 32) (1163 S. K. m. 16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 30.09.2002 tarih ve 2000/1380-2002/914 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi iken haksız olarak ihraç edildiğini, ihraç kararının usulsüz olarak muhtarlığa tebliğ edildiğini, tebligattan 10.10.2000 tarihinde haberdar olduğunu, zira, 17 Ağustos depreminden sonra evinin hasarlanması nedeniyle memleketi Bingöl'e gittiğini ileri sürerek, ihraç kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın süresinde açılmadığını, davacı hakkında açılan müdahalenin men'i ve konut tahsisinin iptali davasından sonra bu davanın açıldığını, davacının ihtarnamelerden haberdar olduğunu, davacı ile 10.05.2000 tarihli muacceliyet anlaşması yapıldığını ve verilen çekin tahsil edildiğini, davacının 1998, 1999 ve 2000 yılına ait aidat borçları olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, davacı vekilinin 30.09.2002 celse beyanı ve tüm dosya kapsamından davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ihraç kararının iptali istemine ilişkindir. Davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından alınan ihraç kararı mümeyyiz davacı Hasan B.'ye tebliğe çıkarılmış ise de, tebligat muhatabın tevzi saatinde adreste bulunmadığından komşusuna haber verilip, mahalle muhtarına tevdi edilmek suretiyle yapılmıştır. Ancak, Tebligat Kanunu 21. maddesi ve Nizamnamenin 28. maddesi uyarınca, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin veya namına tebligat yapılabilecek kişilerin gösterilen adreste bulunmaması halinde, adreste bulunmama nedeninin araştırılarak yapılacak beyanların imza ile tevsik ettirilmesi, imzadan imtina halinde ise tebliğ memurunun bu durumu şerh ve imza ile tasdik etmesi gerekmektedir. Davalıya 21. maddeye göre yapılan tebligatta açıklanan bu hususlara riayet edilmediği ve tebligatın usulsüz olduğu tereddütsüzdür.
Yine, ihraç ihtarı davalının halen oturduğu mahalle muhtarlığının 14.10.2000 tarihli yazısı dikkate alındığında, tebligattan 10.10.2000 tarihinde haberdar olduğu anlaşılmaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca, tebligat usulsüz olsa bile, muhatap tebliğe muttali olmuş ise, tebligat öğrenildiği beyan olunan tarihte yapılmış sayılır. Buna göre, dava süresinde 13.11.2000 tarihinde açılmış bulunmaktadır. Kaldı ki deprem olgusunun gerçekliği karşısında davacının deprem nedeniyle memleketi Bingöl'e gittiğine ilişkin beyanına itibar edilmemesi de doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, ihraç kararının davacıya usulsüz tebliğ edildiği bu durumda davanın süresinde açıldığı dikkate alınarak işin esasına girilip, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.09.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy