(6762 S. K. m. 1301) (2918 S. K. m. 2, 20)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.12.2002 tarih ve 2002/607-1660 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Sıddık S. tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacının TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak davalı taraf aleyhine açtığı rücu davası sonucunda mahkemece davanın kabulüne dair tesis edilen hüküm davalı Sıddık S. tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigortasına dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.
İşleten, genel olarak, aracın kullanılmasında ister ekonomik yönden, ister manevi açıdan devamlı olarak yarar ve çıkar sağlayan, araçtaki rizikoları ve aracın giderlerini üstlenen, araç üzerinde eylemli olarak egemenliği ve tasarruf gücü bulunan kişi olarak tanımlanır. Bu noktada, İşleten olarak öncelikle motorlu aracın malikinin anlaşılması gerekir. KTK'nun 2 nci maddesinde araç sahibi olarak, araç için adına yetkili idarece tescil belgesi verilmiş veya sahiplik veya satış belgesi düzenlenmiş kişi tanımı verilmiş bulunmaktadır. Trafik sicilindeki kayıt, araç sahipliğine karine teşkil etmekteyse de sicil, her zaman gerçek maliki göstermeyebilir. Zira, araç üzerindeki mülkiyet, KTK'nun 20 nci maddesi uyarınca noterlikçe düzenlenen satış sözleşmesi ve araç üzerindeki zilyetliğin devri ile başkasına geçer. İşte bu andan itibaren araç sahipliği sıfatı aracı devralan kişiye geçmiş olur. Durumun trafik siciline aksettirilmesi, araç sahipliğinin değişmesi için zorunlu bir koşul değildir. Kaldı ki, anılan maddede noter kanalı ile yapılan satış işleminden sonra tescil işlemi yaptırılmamış olsa bile bu süre içerisinde araçta veya taşınan yükte meydana gelecek zararlardan aracın yeni sahibinin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, trafik kaydına göre aracın maliki davalı Sıddık S.'dır. Bu davalı, cevabında kazaya neden olan aracı kazadan önce sattığını bildirmiş, satış için verdiği özel vekaletnameyi sunmuştur. Kaza anında araç, hakkındaki dava atiye terk edilen diğer davalı İshak N. zilyetliğindedir. Davacı temyiz aşamasında KTK'nun 20 nci maddesine uygun olarak söz konusu aracı kazadan çok önceki bir tarih olan 02.01.1997 de dava dışı Ertan G.'e sattığına dair sözleşme fotokopisi sunmuştur. Her ne kadar temyiz aşamasında yeni delil ibrazı mümkün değilse de, dilekçe ekindeki satış sözleşmesinin husumete yönelik bulunmasına, yargılamanın her aşamasında husumetin re'sen gözetileceği dikkate alınarak, mahkemece anılan satış sözleşmesinin aslı veya onaylı örneği getirtilip, davalı Sıddık S.'ın işleten sıfatının kaza tarihi itibariyle bulunup bulunmadığının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle davalı Sıddık S.'nın temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı Sıddık S. yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy