(556 S. KHK m. 42, 61, 70) (1086 S. K. m. 382)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 24.12.2002 tarih ve 2001/1128 - 2002/841 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.10.2003 günde davacı avukatı Adem Umur gelip,davalı avukatı tebliğe rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukat dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 03.05.1995 tarihinde 25.sınıf ürün için tescil edilen COMO markasının sahibi olduğunu, davacı markasının aranan marka olup davalının da aynı sınıf ürün için COMODOR markasını 05.11.1999 tarihinde tescil ettirdiğini, her iki markanın da başta kot pantolon olmak üzere tekstil ürünleri için tescilli olup, iki markanın yazılış ve okunuş bakımından birbirine benzediğini ileri sürerek, davalı adına tescilli COMODOR markasının iptaline veya bu markadan COMO kelimesinin çıkartılmasına, davalı ürünlerinin toplatılıp, etiketlerinin sökülerek imhasına, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 556 sayılı KHK.nin 70.maddesine göre davanın 1 yıllık zamanaşımı süresinde açılmadığını, davalı markasının tescilinde kötüniyet bulunmadığı gibi COMODOR markasının davacının markası ile iltibasa neden olmadığını, davacı markasının tanınmış olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının önceden tescil ettirdiği COMO ibareli markanın daha sonradan davalı tarafından benzeri olan ve davacıya ait etiketi çağrıştıran COMODOR markasını taşıyan etiketle piyasaya sunduğu, böylece davalının davacı ürününün tanınmışlığından ve onun piyasadaki aranırlığından yararlanmayı düşündüğü, bu amaçla marka tescilinde bulunduğu, tescil edilen markanın taraf ürünleri arasında iltibasa sebebiyet vereceği ve 556 sayılı KHK.nın 42 ve 61.maddelerindeki halleri oluşturduğu gerekçesiyle, davalıya ait COMODOR markasından COMO lafzının silinmesine, davalı ürünlerindeki bu lafzı taşıyan etiket ve tanıtım vasıtalarının imhasına, hükmün ilanına karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dava, davacı adına tescilli marka hakkına dayalı davalı markasının terkini ve fiili durumun ortadan kaldırılması istemine ilişkindir. Mahkemece, kısa kararda, davalı markasının hükümsüzlüğüne ve terkinine, hüküm özetinin ilanına, davacının sair istemlerinin reddine karar verildiği halde, gerekçeli kararda davalıya ait COMODOR markasından COMO sözcüğünün silinmesine, bu ibareyi taşıyan davalı ürünlerindeki etiketlerin toplanmasına, tanıtım vasıtalarının ve etiketlerinin toplanıp imha edilmesine, karar kesinleşince hüküm özetinin ilanına karar verilmek suretiyle, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
T.C.Anayasası yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. HUMK. nun 382.maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni olacağının içtihat edilmiş bulunmasına göre, mahkemece yapılacak iş; bozmadan sonra, hakimin önceki kısa karar ile bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar vermekten ibarettir.
2-Yukarıda açıklanan bozma şekil ve sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ( 2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy