(6762 S. K. m. 18/1, 20/II)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bursa Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 07.11.2002 tarih ve 2002/253-1032 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasında 01.02.1999 başlangıç tarihli ve 7 yıl süreli kira sözleşmesi mevcut olduğunu, sözleşmede aylık kira bedelinin 4170 USD karşılığı TL. olarak belirlendiğini, önceden öngörülmeyen Şubat 2001 ekonomik krizi sonucu değişen ekonomik koşullar nedeniyle sözleşmedeki çıkar dengesinin müvekkili aleyhine bozulduğunu ileri sürerek aylık kiranın kriz öncesi döviz kuru üzerinden 2.074 USD karşılığı TL. olarak uyarlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, basiretli bir tacirin dövizde olabilecek artış ve düşüşleri öngörmesi gerektiğini, uyarlama koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, önceki yıllarda düşme eğiliminde olan döviz fiyatlarındaki bu artışın önceden öngörülemeyecek olağan dışı bir artış olduğu, çıkar dengesinin katlanılamayacak şekilde davacı kiracı aleyhine bozulduğu ve uyarlama şartlarının oluştuğu sözleşmede aylık kira bedelinin USD üzerinden belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, mecurun aylık kira bedelinin 8.3.2002 dava tarihinden geçerli olmak üzere aylık net 3.200 USD-brüt 3904 USD olarak uyarlanmasına karar verilmiştir.
Kararı davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, yabancı para olarak kararlaştırılan kira parasının günün ekonomik koşulları altında çekilmez hal alması olgusuna dayalı uyarlama isteğine ilişkindir.
Hukukumuzda aslolan sözleşmeye bağlılık ( ahde vefa-Pacta Sund Servanda ) ve Sözleşme Serbestisi ilkeleridir. Ancak, MK.nun 2. maddesinden de esinlenmek suretiyle hem Clausula Rebus Sic Stantibus ( Beklenmeyen hal şartı nedeniyle sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi, hem de İşlem Temelinin Çökmesi kuramını uygulamak suretiyle uyarlanma davalarının görülebilir olduğunu benimsemiştir. Sözleşmeye müdahale için, sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalı, değişen hal ve şartlar nedeniyle tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olmalı, uyarlama isteyen taraf fevkalade hal ve şartların ortaya çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemeli, sözleşme tamamen ifa edilmemiş olmalıdır. Uyarlama kurallarının uygulanması için öngörülmez bir dış olayın meydana gelmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 7.5.2003 gün 2003/13-332 esas ve 2003/340 karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi, Türkiye'de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının güvenilir olmadığı artık bilinebilen bir gerçektir. Nitekim, kira sözleşmesinin yapıldığı tarihten sonra Kasım 2000 ve Şubat 2001 tarihli ekonomik krizlerin bir anda oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği görülmektedir. Davacı tacirin ekonomik kriz işaretlerinin ortaya çıktığı bir dönemde yabancı para üzerinden kira sözleşmesi yapması nedeniyle basiretli bir tacir gibi davranmadığı sonucuna varılmalıdır.
TTK.nun 18/1. maddesinde A.Ş.lerin tacir oldukları açıklanmıştır. Aynı Yasa'nın 20/II. maddesine göre de her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümü aslında objektif bir özen ölçüsü getirmekte ve tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, kendi yetenek ve imkanlarına göre ondan beklenebilecek özeni değil, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli, öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesinin gerekli olduğu kabul edilmektedir. Gerekli tedbirleri almadan sözleşme yapan ve borç altına giren tacirin alabileceği tedbirle önleyebileceği bir imkansızlığa dayanması kabul edilebilecek bir durum değildir. Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte, sık sık para ayarlamaları yapılmakta, Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir. Dolayısıyla ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum tacir olan taraflarca tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır.
Yukarıda yazılı gerekçelerle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy