(818 S. K. m. 53, 99, 100, 125)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 31.10.2002 tarih ve 1996/706 - 2002/1243 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin tasarruflarını uzun yıllardır davalı bankada vadeli repo hesaplarına yatırdığını, müvekkiline bu işlemlerde önceleri bankada çalışan daha sonra emekliye ayrılan ve davacının uzaktan akrabası olan diğer davalının yardımcı olduğunu, bu şahsın bankada bazı yolsuzluk olaylarına karıştığını duyan müvekkilinin hesaplarını kontrol ettiğinde bankanın hesaplarının ve kendisine verilen makbuzların gerçeği yansıtmadığını, bu işlemlerden sorumlu olmadığını bildirdiğini, işlemlerin gerçekleştirilmesinde ana faktörün bankaya duyulan güven olduğunu, bankanın, paraların gerçek sahibinin müvekkili olduğunu bildiğini, bu nedenle davalıların tüm bu işlemlerden birlikte sorumlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100.000.000.-TL.nın reeskont oranında faiziyle davalılardan tahsilini istemiş, birleşen davada 6.343.500.000.-TL.nın vade bitim tarihlerinden itibaren faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davalı banka vekili, diğer davalı Ülke A.'ın 30.09.1992 tarihinde müvekkili bankadan emekli olarak ayrıldığını, dava konusu tüm işlemlerin Ülke A.'ın mevduat hesabından gerçekleştirildiğini, bu şahsın söz konusu işlemlere ait dekontların müşteri nüshası üzerine daktilo veya el yazısı ile gerçek dışı ilaveler yaparak davacı adına repo işlemi yapıldığı izlenimi verdiğini, davacının akrabası tarafından dolandırıldığını, diğer davalının bu işlemleri bankanın bilgisi dışında gerçekleştirdiğini, davacının dekontlar üzerindeki açık ve seçik farklı ibareleri fark etmemesinin olaya kayıtsız kaldığını gösterdiğini, bankanın sorumlu tutulamayacağını, birleşen davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Ülke A. vekili, davacı ile arasında para alış-verişi olmadığını davacının ileri sürdüğü makbuzların müvekkilinin emekli olduktan sonra elinde kalan boş suretler olduğunu, bunlarda müvekkilinin veya banka personelinin imzası bulunmadığını, müvekkilinin davacı ile yaptığı hesaplara ilişkin müsveddeleri eline geçiren davacının kötüniyetle bu davayı açtığını, müvekkilinin davacıya belge vermediğini, tahrifat yapmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, davacı ile akraba olan davalı Ülke A.'ın davalı bankada 30.09.1992 tarihine kadar çalıştığı, emekli olduğu şubede kişisel hesapları da bulunduğu, emekli olduktan sonrada davacı ile birlikte bankaya gidip işlemler yaptığı ve davacıya makbuzlar verdiği, bu belgelerin tümünün davalı bankaya ait dekont ve fişler olduğu, orijinalleriyle üst üste konulduğunda bilgisayar ortamında yazılmış tüm rakamların alttaki nüshalara çıktığı halde bazılarında imzaların çıkmadığı, bu maddi gerçeğin davalı banka çalışanlarının bu belgelerin düzenlenmesi anında davalı Ülke A. ile birlikte işbirliği yaptıklarının somut kanıtı olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı Ülke'nin bankayı aracı kılarak dolandırıcılık ve özel evrakta sahtecilik suçlarından dolayı cezalandırıldığı, BK.nun 53 ncü maddesine göre ceza mahkemesince verilen mahkumiyet kararının hukuk mahkemesini bağladığı bozmadan önce verilen ceza mahkemesi kararında banka yetkililerinin işbirliğinden söz edilerek suç duyurusunda bulunmuş olması göz önüne alındığında, BK.nun 99 ve 100 ncü maddeleri uyarınca davalı bankanın çalıştırdığı şahısların kusurlarından sorumlu tutulması gerektiği, ek dava için ceza zamanaşımına ilişkin sürenin uygulanacağı, ayrıca davacı ile banka arasındaki sözleşme ilişkisi nedeniyle BK.nun 125 nci maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde dava açıldığı gerekçesiyle asıl davanın 110.136.986.-TL üzerinden kabulüyle asıl alacak 100.000.000.-TL.ye dava tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmasına, birleşen davanın 14.856.702.795.-TL üzerinden kabulüyle, asıl alacak 6.243.500.000.-TL.ye birleşen dava tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmasına, bu miktarların davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı banka vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı banka vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekili, dava dilekçesi ve 16.05.1996 tarihli cevaba cevap dilekçesinde dava konusu repo hesaplarının kaynağının 1990 yılından öncesine dayandığını, müvekkiline ait hesapların davalı Ülke A.'ın bankada çalıştığı tarihlerde açıldığını, davaya konu işlemlerin evveliyatının ve suistimallerin Ülke A.'ın emekli olmasından önce bankada görevli olduğu dönemde yapıldığını ileri sürmüş, İstanbul 3.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 23.05.2000 tarih, 1999/160 Esas ve 2000/95 Karar sayılı kesinleşen ilamında sanık Ülke A.'ın Şişli D.... Şubesi'nin muhasebe ve cari işlemler bölümünde çalıştığı sırada akrabası olan Mutahhare P. ile kızları Sema P. ve Nilgün A.'nın bankadaki işlemlerinde ve paralarının değerlendirilmesinde onlara yardımcı olmak bahanesiyle bu şahıslara ait paraların kendi hesabına geçmesini sağladığı, böylece bankayı vasıta kılarak dolandırıcılık suçunu işlediği gerekçesiyle cezalandırıldığı görülmüştür. Mahkemece davalı bankadaki davacıya ait 30002 0413 nolu hesabın ve varsa dava konusu işlemlere ilişkin başka hesapların ne zaman açıldığı, buradaki paraların ne zaman ve ne şekilde davalı Ülke A.'ın aynı bankadaki 30002 0239 nolu hesabına geçirildiği, davacıya ne zamandan beri ve ne şekilde kendi hesabında repo işlemleri yapılıyormuş izlenimi verildiği, bu işlemlerin Ülke'nin davalı bankadan emekli olduğu 30.09.1992 tarihinden önce gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, bankanın bu işlemlere ortam hazırlayıp hazırlamadığı, ayrıca davacının kendisine verilen müşteri nüshası dekontlar üzerindeki el yazısı ve daktilo ile yazılan ibareleri ve hesap numarasının farklı oluşunu fark etmemesi nedeniyle, müterafik kusuru bulunup bulunmadığı hususları üzerinde durulup araştırma yapılmadan eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı banka yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 17.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy