(818 S. K. m. 53, 118/1) (6762 S. K. m. 1301)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Mersin Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 18.11.2002 tarih ve 2002/502-2002/1231 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar Müjgan ve Ali A. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili tarafından kasko sigorta poliçesi yapılan araca davalıların malik ve sürücüsü olduğu aracın %50 kusurlu olarak hasar verdiğini ileri sürerek, kusur oranına göre 2.791.000.000.TL.nın rücuen davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar Müjgan ve Ali A. vekili, ceza davasında davacının sigortalısının kusur oranının 6/8 olarak kesinleştiğini, istenen tazminatın fahiş olduğunu savunmuş, karşı dava ile de, müvekkilleri aracında meydana gelen 2.148.000.000.TL. zararın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalı sürücü Ali A.'nın 4/8 kusurlu olduğu, karşı davada davacı-karşı davalı sigorta şirketinin mali mesuliyet sigorta poliçesi bulunmaması nedeniyle sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile 2.700.000.000.TL.nın davalılardan tahsiline, karşı davada sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine, 925.000.000.TL. maddi ve 50.000.000.TL. manevi tazminatın diğer davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar Müjgan ve Ali A. vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan rücu davası olup, davalılar karşı dava ile araçlarında oluşan zararı istemişlerdir.
Tazminat davalarında delillerin değerlendirilmesi hakime aittir. Borçlar Kanunu 53. Madde hükmüne göre hukuk hakimi kusurun varlığına karar verebilmek için ceza hukukunun mes'uliyete dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun taktiri ve zararın miktarını tayin gibi hususlarda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değilse de, olgularda ve ortaya konulan delillerde farklılık olmaksızın aynı kazada farklı kusur oranlarına ulaşılması adalete olan güveni sarsabilecektir.
Bu ilkelere göre aynı maddi vakıalardan hareketle farklı kusur oranlarına ulaşılmasının önlenmesi amacıyla ceza kovuşturması sırasında dinlenen tanık beyanları ile alınan bilirkişi raporunun da hukuk mahkemesince nazara alınarak değerlendirilmesinin yapılması gerekmektedir. Somut olayda mahkemece alınan bilirkişi raporunda hazırlık soruşturması sırasında dinlenen tanık beyanları değerlendirilmediği gibi ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporundan ayrılma nedenleri de açıklanmamıştır. Gerek ceza mahkemesinde ve gerekse bu dosyada bilirkişi incelemesi tek bilirkişi vasıtasıyla yapılmış olup, bu kez üç kişilik bilirkişi kurulundan yukarıda anılan hususlara uygun rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2-Mahkemece, karşı davada davacı-karşı davalı sigorta şirketinin mali mesuliyet sigorta poliçesini düzenlememiş olması nedeniyle anılan sigorta şirketi yönünden karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Rücu davasının dayanağı T.T.K.nun 1301.maddesidir. Buna göre, rücu davası açılabilmesi için, sigortacı ile sigortalayan arasında bir sigorta sözleşmesinin mevcudiyeti, sigortacının bu nedenle sigortalısına bir ödeme yapmış olması ve sigortalının zarar sorumlusuna karşı dava hakkının bulunması gerekir.
Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücu davası aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsi nitelikte bir eda davasıdır.
Bu ilkeden hareketle rücu davasında zarar sorumlusunun durumu irdelendiğinde ana ilke, 18.01.1972 gün 1970/2 esas, 1972/1 karar sayılı Yargıtay İ.B.K.kararında da belirtildiği üzere, "halefiyet nedeniyle sorumlu üçüncü şahsın durumunun ağırlaştırılmasına sebep olunamayacağı"dır. Bunun doğal sonucu olarak zarar sorumlusu, Borçlar Kanunu'nun 118/1 nci maddesine dayanarak , sigortalısına halef olan sigorta şirketine aynı olay nedeniyle takas-mahsup def'inde bulunabilecektir.
O halde mahkemece, davacı-karşı davalı sigorta şirketi yönünden de karşı davanın esasına girilmek suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalı-karşı davacılar vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy