(3095 S. K. m. 4) (1086 S. K. m. 432/4)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 6.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 02.10.2002 tarih ve 2001/265 - 2002/528 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili ile ihbar olunan vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin yurt dışında işçi olduğunu, davalı bankanın Ankara Şubesi'nde açtırdığı "İşçi Konut Fonu" hesabına 1968 yılında konut sahibi olma umuduyla ( 4.444 ) Alman Markı yatırdığını, müvekkilinin konut sahibi olamadığı gibi yatırdığı paranın da kendisine iade edilmediğini ileri sürerek, anılan meblağın 1968 tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, 499 Sayılı Yasanın yürürlükten kaldırıldığı 1988 yılı sonrası için taraflar arasında bir faiz sözleşmesi yapılmadığı, davacının geri dönüş yapmaması nedeniyle konut kredisi kullanamadığı, davacı hesabının davalı tarafça usulüne uygun olarak tasfiye edilmediği, davacının yatırdığı paranın aynen iadesinin ve dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasının daha uygun olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne ( 4.444 ) Alman Markının dava tarihinden itibaren 3095 S.K.nun 4/a.maddesi gereğince faiziyle birlikte ödeme tarihindeki TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ile ihbar olunan Hazine vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkemece düşüncesine başvurulan bilirkişi kurulu, 499 Sayılı Yasanın 2.maddesinin ( a ) fıkrası uyarınca açıklan işçi konut fonu hesabına yatırılan DM'nin, davacı tarafından konut kredisi olarak kullanılmasının artık mümkün olmamasına göre yapılan hesap sonucunda; faizli miktar 3.932.255.712 TL olduğu, asıl alacak olan bu miktara dava tarihinden itibaren vadeli mevduata uygulanan en yüksek oran üzerinden faiz talep edilebileceği ve ayrıca miktarı DEM karşılığı hesaplanarak mahkemeye bildirilmiş, davacı vekili ise 14.03.2002 tarihli beyanında aynen; "müvekkilin alacağı olan faizli miktar 3.932.255.712 TL'sına dava tarihinden 2 yıllık vadeli mevduata uygulanan faiz oranının uygulanmasına karar verilmesini" talep etmiştir. Mahkemece, bu durumda davacı vekilinin değinilen beyanıyla bağlı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurarak, 3.932.255.712 TL liraya dava tarihinden 1 yıllık vadeli mevduata uygulanan en yüksek faiz üzerinden hükmü kurmak gerekirken; yazılı olduğu şekilde karar verilmesi hatalı olup hükmün bozulması gerekmiştir.
2-İhbar olunan Hazine vekilinin temyiz istemine gelince; HUMK.nda davanın nasıl açılacağı düzenlenmiştir. Buna göre, sorumlu olanlardan birisi hakkında dava açıldıktan sonra diğer bir sorumluya dava ihbar edilmek suretiyle davaya dahil edilerek, davalı sıfatıyla aleyhine hüküm kurulması mümkün değildir. Dolayısıyla, aleyhine hüküm kurulmadığı sürece, ihbar edilenin taraf sıfatı bulunmadığından ve bir kararı temyiz yoluna ancak davanın tarafları başvurabileceğinden, ihbar edilenin de hükmü temyiz yetkisi yoktur. Bu durum karşısında HUMK.nun 432/4.maddesi uyarınca, ihbar olunan Hazine vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ( 2 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazine vekilinin temyiz isteminin reddine, davalı ihbar olunan Hazine olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 08.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy