(6762 S. K. m. 56, 57) (4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Çaycuma Asliye 1.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 27.01.2003 tarih ve 2002/345 - 2003/21 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin Zonguldak'da bulunan 3 adet pastanesinin adının marka olarak tescil edilmeksizin "İstanbul Pastanesi" olarak uzun yıllardır kullanılarak ünlendiğini, davalı şirketinde daha önce başka bir isim ile kullandığı ismini değiştirerek müvekkilinin şöhretinden yararlanmak amacıyla aynı ismi kullanmaya başladığını, eyleminin haksız rekabet olduğunu ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti ile önlenmesini, gerekli tedbirlerin alınmasını ve elde ettiği menfaatin karşılığına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Zonguldak il sınırları içinde 8 adet aynı adı taşıyan pastane bulunduğunu, isim değişikliği yapmadıklarını, davacının Çaycuma'da müşteri potansiyeli bulunmadığını, davacıyı taklit etmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, davacının Zonguldak merkezde davalının ise Çaycuma'da faaliyet gösterdiğini, sicillerin farklı olduğu, Devrek, Karadeniz Ereğli ve Gökçebey ilçelerinde de aynı ünvanlı pastaneler bulunduğu, davacının bu pastanelere karşı yargı yoluna müracaat etmeyip bu davayı açmasının iyiniyetle bağdaşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin Zonguldak ili merkezinde "İstanbul Pastanesi" işletme adı altında 1953 yılından itibaren pastane işlettiğini, davalı şirketin Çaycuma ilçesinde 2002 yılında devraldığı pastanenin işletme adını "İstanbul Pastanesi" koymak suretiyle faaliyete başladığını, bu şekilde müvekkilinin uzun yıllarda edindiği şöhretinden istifade edildiğini ileri sürmüştür.
Tarafların farklı yerleşim yerlerinde bulunmaları haksız rekabetin oluşmasına engel olmayıp, davalı tarafından kullanılan işletme adının iltibasa neden olup olmadığı önem taşımaktadır.
Davacı davasını T.T.K.nun 57/5 nci maddesinde tarifini bulan iltibas nedenine dayandırmış bulunmaktadır. Bilindiği gibi iltibas unsurunun varlık kazanması için aranan en önemli unsur başkalarının emek ve masraf yapmak suretiyle elde ettiği haklı şöhrete ortak olmak ve bu benzerlikten yararlanma yollarını denemektir.
T.T.K.nun 56 ncı maddesi iktisadi rekabetin her türlü suistimalini yasaklamıştır. Yasadaki bu sınırın aşılması M.K.nun 2 nci maddesinde yazılı bulunan objektif iyiniyet kurallarına aykırı biçimde ekonomik rekabetin kötüye kullanıldığı hallerde meydana çıkmaktadır. Karışıklığa meydan verebilecek bir ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa yol açılması, yalnız başına iyi niyet kurallarına aykırı bir davranış olarak kabul edilmelidir.
Somut olayda davacı şirketin davaya konu işletme adını 1953 yılından itibaren kullanarak haklı bir şöhrete ulaştığı, davalı şirketin ise 2002 yılından itibaren bu işletme adını kullanmaya başladığı ve davalı şirket iki ortağından birinin daha önce davacı şirketin aynı isimle çalıştırdığı pastanede çalıştığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Davalı şirket ortağının davacı şirkette çalışmış olması nedeniyle bu işletme adı altında pastane bulunduğunu bilmemesi mümkün değildir. Davacı şirketin bu işletme adını uzun yıllardır istikrarlı bir şekilde kullanmış olması nedeniyle kazandığı ün ve müşteri potansiyelinden yararlanmak amacıyla aynı ad altında aynı iş kolunda çalışılmaya başlanması açıkça haksız rekabet oluşturmakta olup, tarafların farklı yerleşim birimlerinde olması sonuca etkili olmadığı gibi, aynı ad altında başka işletmelerinde bulunması davalı şirketin kötüniyetini ortadan kaldıracak nitelikte değildir.
O halde mahkemece işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.12.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy