(818 S. K. m. 110, 483, 490) (4603 S. K. Geç. m. 4) (492 S. K. m. 2, 23, 29) (YHGK 04.07.2001 T. 2001/19-534 E. 2001/583 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Aydın Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 30.09.2002 tarih ve 2002/154 - 2002/1132 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı, dava dışı Faik Karabulut ile davalı banka şubesi arasında imzalanan kredi sözleşmesine (400.000.000) TL ve (2.000) ABD Doları limitle sınırlı olmak üzere kefil olduğunu, bu borç dolaysıyla davalıya (534.667.774) TL fazla ödemede bulunduğunu ileri sürerek, anılan meblağın 08.08.2001 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının toplam (470.053.913) TL fazla ödeme yaptığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın 31.01.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kredi sözleşmesi ve ekli garanti şerhine dayanılarak açılmış istirdat istemine ilişkindir. Davacı taahhütname ile birlikte garanti şerhi vermek suretiyle kart hamilinin doğmuş ve doğacak tüm borçlarını herhangi bir limit ile bağlı kalmaksızın garanti etmeyi taahhüt etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi her ne kadar garanti sözleşmesi olarak belirtilmiş ise de, Dairemizce de benimsenen Yargıtay HGK'nun 2001/19-534, 2001/583 sayılı kararında dayanakları ile açıklandığı üzere, asıl sözleşmeye ek olarak verilen garanti şerhi B.K.'nun 110. maddesinde düzenlenen, başkasının fiilini taahhüt-garanti sözleşmesi niteliğinde olmayıp B.K.'nun 483 vd. maddelerinde düzenlenen kefalet sözleşmesi niteliğindedir. Bu niteliğin sonucu olarak, davacının sözleşmeden kaynaklanan sorumluluğu, hesabın kat edildiği tarihe kadar limit ile ve bundan sonra ayrıca kendi temerrüdünün sonuçlarından ibarettir. Mahkemece, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda da davacının, B.K.'nun 490. maddesi uyarınca borcun aslı ile kendi temerrüdünden sorumlu olduğu kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Yine, 4603 Sayılı Yasa'nın geçici 4. maddesi uyarınca, yeniden yapılandırma süreci içinde, bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacıyla açılmış veya açılacak dava veya takipler sonuçlandırılıncaya kadar 492 sayılı Harçlar Kanununun 2, 23 ve 29 maddeleri uygulanmaz. Somut olayda, banka aleyhine açılan bir dava söz konusu olduğu için, davalı banka da yargılama harçlarından sorumlu olacaktır.
Bütün bu açıklamalara göre, doğru tespit ve değerlendirmelere dayalı olarak mahkemece verilen karar isabetli bulunmuş, tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 20.382.000 lira temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 10.06.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy