(6762 S. K. m. 1301) (818 S. K. m. 53) (1086 S. K. m. 163, 242) (2918 S. K. m. 85)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Karaman Asliye 2.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 07.03.2002 tarih ve 1998/64 - 2002/62 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigortacının, TTK. nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonucunda, mahkemece, davanın reddine dair tesis edilen hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TTK. nun 1301 nci maddesi uyarınca açılmış kasko rücu davasıdır.
Ceza davasında yargılanan kişinin isnat edilen eylemi işlemediği saptanarak beraat kararı verilmiş olması hali ayrık olmak üzere yerleşik Yargıtay uygulamasına göre ve BK.nun 53 ncü maddesi uyarınca Hukuk Hakimi, Ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı için beraat kararı ile de bağlı değildir. Çünkü özel hukuk sorumluluğu bakımından her zaman kusur (kast veya ihmal) unsurlarının bulunması zorunlu değildir. Bu gibi hallerde zararın hukuka aykırı bir davranıştan doğması yani objektif koşulun gerçekleşmesi yeterli olup, ayrıca sübjektif koşulun diğer bir söyleyişle kusura ihtiyaç yoktur.
Bu itibarla, davalılardan sürücü Y.'in ceza mahkemesi'nde sanık olarak yargılandığı kamu davasında kusurlu bulunarak hakkında beraat kararı verilmiş olup, işbu davada kusur incelemesine gerek görmeksizin, ceza dosyasında beraat ettiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, HUMK. nun 163 ncü maddesi uyarınca, ibrazı istenilen delilin taraflarca getirtilmesi zorunlu, ibraz edilmediğinde uyuşmazlığın hallinin mümkün olamayacağı delillere ve üzerinde uyuşmazlık bulunan konulara ilişkin olarak verilmelidir. Tarafın kesin süreye uymaması halinde mahkemenin hemen bunun gereğini yerine getirmesi, diğer bir değişle verdiği kesin süreye aynı derecede bağlı olması gerekir. Bundan başka, HUMK. nun 242 nci maddesine göre, ibrazına karar verilen belgeler, ibraz edecek taraf nezdinde bulunmuyorsa işbu kanun hükümleri gereği celp ve tetkik olunur.
Somut olaya gelince, taraflar arasında çekişmeli olmayan poliçe örneği mahkemece yurtdışından temin edilme olanağı varken poliçe aslını sunması için davacıya 13.09.2001 tarihli oturumda kesin süre verilmesi doğru olmadığı gibi, kesin süre verildiğine göre bu oturumu takip eden ilk oturumda da davacı tarafından poliçe sunulmadığı halde, verilen kesin süreye mahkemenin kendisinin uymaması mahkemenin kabulü bakımından doğru görülmemiştir.
Diğer yandan, davalılardan malik olarak gösterilenler, dosya kapsamına göre, hasar veren araçların maliki olup, 2918 sayılı KTK. nun 85/1 nci maddesi gereğince, işleten sıfatlarının bulunduğu kuşkusuz olup, bu davalılar hakkında da yazılı gerekçelerle hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, mahkemece, hasar miktarının ve kusur oranının tespiti için uzman bilirkişi incelemesi yaptırılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, sonuçta eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy