(6762 S. K. m. 312, 330) (1163 S. K. m. 16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Muğla Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 31.01.2003 tarih ve 2002/376 - 2003/43 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, ortaklığa ait tüm yükümlülüklerini yerine getirdiği halde ortaklıktan haksız olarak ihraç edildiğini, ihraca ilişkin ihtarnamelerin tebligatlarının da müvekkiline tebliğ edilmediğini ileri sürerek, ihraç kararının iptalini talep etmiştir.
Davalı temsilcileri, ihraç kararının ana sözleşme ve yasaya uygun olduğunu, davanın 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığını savunarak, davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, ihraç kararının davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davanın 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı, 27.01.2001 tarihli genel kurul toplantısında borçların takside bağlanacağının kabul edilmesi nedeniyle oylama yapıldığı iddiasının bu genel kurulun ihraç kararından önce olması nedeniyle dinlenemeyeceği, ihraç kararının iki yönetim kurulu üyesi kararı ile alınmasına rağmen üçüncü üyenin kararı uygun bularak imzalaması nedeniyle, ihraç kararının geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, ihraç kararının iptali istemine ilişkindir. Davacı ortak yönetim kurulunun 02.10.2001 gün ve 80 nolu kararı ile ihraç edilmiştir. Bu yönetim kurulu kararı, üç kişiden oluşan yönetim kurulunda iki yönetim kurulu üyesinin imzası ile alınmış, yargılamada, kooperatif başkanı kararın iki kişi ile alınıp, noterde ihtarname işlemleri başladıktan sonra üçüncü imzanın tamamlandığını, karar defterinde bu şekilde düzeltmenin yapıldığını beyan etmiştir. Yani; davacı taraf, yönetim kurulunun ancak yasada öngörülen yeter sayı ile toplanabileceğini, bu nedenle kararın TTK. nun 330 ncu maddesinin emredici hükmüne aykırı olması nedeniyle batıl olduğunu ileri sürmekte, davalı taraf ise, anılan yasadaki şartların daha sonra kararda imzası olmayan yönetim kurulu üyesi tarafından imzalanmak suretiyle tamamlandığını bildirerek, kararın geçerli olduğunu savunmaktadır.
Bu durum karşısında, yönetim kurulunun 02.10.2001 gün ve 80 nolu kararının, Kooperatifler Kanunu'nun 98 nci maddenin yollamasıyla, kooperatiflerde de uygulanması gereken TTK. nun 330/1 nci maddesi hükmünün emredilicilik vasfı ile, anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısını belirleyen aynı yasanın 312 nci maddesi hükmü ile birlikte ele alınarak değerlendirilmesi zorunludur. Zira bu kurulunun oluşumunu düzenleyen anılan maddenin ilk fıkrasında, yönetim kurulunun en az, 3 kişiden oluşacağı belirtilerek bu husus açık ve emredici bir şekilde hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Her iki hükmün birlikte değerlendirilmesinde, TTK. 330/1 nci maddesindeki emredicilik vasfının 3 kişilik yönetim kurulu bakımından öngörüldüğünün kabulü gerekmektedir. Diğer bir deyişle, anonim şirket ana sözleşmesinde yönetim kurulu üye sayısı asgari olan 3 kişi olarak belirlenmişse, bunun aksine ana sözleşme de yapılamayacağından, toplantı yeter sayısının da yarıdan bir fazlası kuralı uyarınca 3 olacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla, dava konusu olayda, üç kişilik yönetim kurulunda kararların TTK. nun 98 nci madde yollaması ile aynı yasanın 330 ncu maddesi gereğince, Yönetim Kurulu'nun üyelerinin yarısından bir fazlasının yani; üç kişinin hazır olması ile toplanması gerektiği, bunun aksine eksik nisapla yapılan toplanma ile alınan kararın yok hükmünde olduğu ve ihraç karına ilişkin işlemlerin yapılmasından sonra karardaki imza eksikliğinin tamamlanmasının kararı geçerli hale getiremeyeceği, bu nedenle davacının davayı 3 aylık dava açma süresine bağlı olmaksızın her zaman açmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece, davanın süresinde açıldığının kabulü ile işin esasına girilerek ve geçersiz bir kararla ihraç kararı verilemeyeceğinden ihraç kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy