(818 S. K. m. 42, 43, 105)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 27.02.2003 tarih ve 2002/348 - 2003/107 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin, davalı bankanın 22.07.1964 tarihinde yürürlüğe giren 499 sayılı yasa ile yurt dışında çalışan işçilerin, yurt dışındaki tasarruflarını teşvik amacıyla konut kredisi verilmesi için oluşturduğu fona 1966 yılında 4445 DM yatırdığını, daha sonra Türkiye'ye döndüğünde kesin dönüş yapmadığından fondan yararlandırılmadığı gibi, parasının da iade edilmediğini, bunun üzerine, Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1999/192 esas sayılı dosyası ile dava açtığını, dava sonucunda, 4445 DM karşılığı olarak 916.292.126.-TL nin tahsiline karar verildiğini, aynı mahkemede bilirkişi raporu ile müvekkilinin 25.09.2001 tarihi itibariyle 709.530.847.-TL munzam zararının bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek, şimdilik 709.530.847.-TL munzam zararın 25.09.2001 tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının faiz ile karşılanamayan, faizin üzerinde zararının doğmadığını, alacağına dair açtığı davanın da henüz kesinleşmediğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından, davacının açtığı alacak davasında hüküm altına alınan yasanın iptal edildiği tarihe kadar 757.511.334.-TL asıl alacak ile dava tarihine kadar 158.782.729.-TL işleyen faiz olmak üzere toplam 916.294.126.-TL. nin tahsiline karar verildiği, ancak davacının 4445 DM ödeyip bunun dava tarihi 08.04.1999 tarihindeki TL karşılığının 922.817.560.-TL. olduğu, bu miktar ile tahsiline karar verilen miktar arasındaki farkın davacının gecikme faizini aşan munzam zararı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 6.523.435.-TL. nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, BK.nun 105/1 nci maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir. Davacı, 499 Sayılı Yurtdışında Çalışan İşçilere Konut ve Küçük Sanat Kredisi Açılması ve Ödünç Para Verilmesi Hakkında Kanun'dan yararlanarak konut kredisi alabilmek amacıyla davalı bankaya muhtelif tarihlerde ödediği toplam 4445 DM.nin tahsili için Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/192 esas sayılı dosyasında dava açmış ve dava sonunda Dairemizin, gerek 499 Sayılı Kanun hükümleri ve gerekse davacı ile davalı banka arasında düzenlenen umumi şartname hükümleri incelendiğinde açılan hesapta biriken paranın yatırılan döviz cinsinden istenebileceğinin düzenlenmediği, gönderilen paranın Türk Lirası olarak nemalandırılıp kredinin de Türk lirası olarak verilmesinin kararlaştırıldığı görülmekle yatırılan paranın yatırılan para cinsinden aynen istenmesi mümkün değil ise de, Türk lirası olarak istenmesi mümkündür. şeklindeki bozma kararı, gereğince, 4445 DM.nin karşılığı olarak 916.292.126.-TL. nin tahsiline karar verilmiş ve verilen işbu karar münderecattan geçerek, kesinleşmiştir. Bu durumda alacak TL.'na dönüştüğünden davacı BK.nun 105 nci maddesi uyarınca temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını TL olarak isteyebilecektir.
O halde, davacı alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Öte yandan, Dairemizin bundan önceki kararlarında, Ülkemizde son yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK. nun 105 nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu, alacaklının daha yüksek bir zararı konusunda somut deliller getiremediği takdirde en azından paranın zamanında tahsil edilmesi halinde bunun banka mevduat hesaplarında değerlendirilebileceği görüşünden hareketle, üçer aylık vadeli mevduat hesabında bu paranın değerlendirilmesi durumunda elde edilebilecek gelir miktarının munzam zarar adı altında istenebileceği kabul edilmekte idi.
Ne var ki, Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi isteminin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca reddolunmasından sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca 10.11.1999 gün 1998/13-353 Esas ve 1999/929 Karar sayılı ilamı ile bu ilke tartışılmış ve yeni esaslara bağlanmış bulunmaktadır. Dairemizce de bu karara iştirak edildiğinden munzam zararın hesaplanabilmesi ilkesi ve ölçütünde bu karar uyarınca değişikliğe gidilmesi zorunlu bulunmuştur.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarf edileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça mahkemece bu tur davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen sure içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, Bankalar Kanunu'nun 4672 sayılı yasayla değişik 14/5-c maddesi gereğince H Bankası'ndan harç alınmasına mahal olmadığına, 19.01.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy