(818 S. K. m.44)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 5. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 26.02.2003 tarih ve 2002/1108-2003/166 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 04.11.2003 gününde davacı avukatı Selçuk Öztek-Bülent Gürpınar ile davalı avukatı Mustafa Doğan gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Ayşe Altun tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait mevduatların davalı bankanın muhtelif şubelerinde değerlendirildiğini, davalı bankanın Bakırköy Şubesi'nde bulunan toplam 181.994.736.219.170 TL.den 26.268.006.021.721 TL.nin vergi borcu, 37.807.724.080.000 TL.nin de gecikme zammı olarak davalı bankaca bloke edildiğini, 1998 yılından bu yana banka hesaplarında değerlendirilmiş olan mevduat getirilerine Gelir Vergisi tevkifatı (stopaj) uygulanması gerektiği şeklindeki tek taraflı yorumun yasalara aykırı olduğunu, vergi kesintisini süresinde yapmayan davalının müvekkilinden gecikme zammı isteyemeyeceğini ileri sürerek, 37.807.724.080.000 TL.nın 31.07.2001 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan istirdadını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline husumet düşmediğini, davacı tarafın vergi muafiyeti bulunduğuna dair beyanları üzerine müvekkilinin T.C. Maliye Bakanlığı'ndan görüş aldığını, bu nedenle davacının mevduat hesaplarına tahakkuk ettirilen faizler üzerinden Gelir Vergisi kesintisi yapıldığını ve vergi dairesine yatırıldığını, davalı banka uygulamasının yasalara uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalı bankanın davacı kulübe yaptığı faiz ödemelerinden vergiyi, Vergi Yasaları'na uygun olarak kesip, zamanında ilgili vergi dairesine eksiksiz olarak ödeme görevini yerine getirmediği, bu görevin kanun ile davalı bankaya verildiği gerekçesiyle, 37.807.724.080.000 TL.nın 31.07.2001 tarihinden itibaren %70 ve değişen oranlarda reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Dava, davalı vergi sorumlusunun, vergi borcunu süresinde vergi dairesine yatırmaması nedeniyle oluşan ve vergi mükellefine ait mevduat hesabında bulunan paradan mahsup edilen gecikme cezasının davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
Davacının, davalı banka nezdinde mevduat hesabı bulunduğu ve bu hesaplar nedeniyle elde ettiği faiz gelirine ait stopajın süresinde vergi dairesine yatırılmadığı taraflar arasında tartışmasızdır. Stopajın süresinde vergi dairesine yatırılması, vergi sorumlusu olan davalı bankaya ait bir yükümlülüktür. Ancak, verginin mükellefi olan davacının da, 15.10.2000 ve 10.12.2000 günlü yazılarda olduğu gibi, tüm süreçte, vergiden muaf olduğunu iddia ederek, stopajın yatırılmaması gerektiği yönünde davalıyı ikaz etmesi, stopajın süresinde yatırılıp yatırılmadığını denetlememesi, bu konuda davalı bankayı uyarmaması nedeniyle kendisinin de B.K.nun 44 ncü maddesi uyarınca kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemece, anılan hususlar nazara alınmadan ve davalı banka vekilinin bu yöne ilişkin raporu itirazları değerlendirilmeden yazılı, şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. Davacı zararının belirlenmesine gelince; süresinde yatırılmayan stopaj, davacıya ait mevduat hesabında değerlendirilerek, davacının bu nedenle faiz geliri elde ettiği anlaşılmaktadır. Buna göre, süresinde ödenmeyen stopaj nedeniyle davacının elde ettiği menfaatin, vergi dairesine ödenen gecikme zammından mahsubu ile, varsa bir zarar, bundan da kusur durumuna göre davalı bankanın davacıya karşı sorumlu olacağının kabulü gerekirken, davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacak şekilde hüküm kurulması da doğru değildir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince; Davacı vekilinin 29.04.2003 tarihli temyiz dilekçesinin, temyiz defterine kaydedilmediği ve temyiz harcının da yatırılmadığı, bu durumda davacı vekilinin süresinde usulünce yapılmış temyiz istemi bulunmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin REDDİNE, 275.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 21 nci maddesi gereğince KDV'si ile birlikte davacıdan alınarak davalıya verilmesine, alınmadığı anlaşılan 7.880.000 TL. temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.11.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy