(1086 S. K. m. 186, 290) (818 S. K. m. 21)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 2.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 25.12.2002 tarih ve 2000/885 - 2002/788 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi V. Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı, kendisinin L. Gıda A.Ş.nin hakim ortağı ve yöneticisi olduğunu davalının da, K. Factoring A.Ş.nin hakim ortağı bulunduğunu, ekonomik krize düşmesi nedeniyle davalının şirketinden borç para almak zorunda kaldığını ve geri ödemelerde büyük güçlük çektiğini, davalının müvekkilin müzayaka altında kaldığı bu durumundan yararlanıp, kendisine ait S.S.B. Yapı Kooperatifi'ndeki payını 300.000.000.- TL gibi bir bedelle rayicinin çok altında satmak zorunda bıraktığını ileri sürerek, gabin nedeniyle satışın iptalini talep ve dava etmiş, birleştirilen dava dilekçesinde davaya konu kooperatif payının davalı S. 'ye satışının muvazaalı olduğunu ve sırf gabin iddiasına dayalı davayı sonuçsuz bırakma amacına yönelik olduğunu ileri sürerek, davalı S.'ye yapılan pay devir sözleşmesinin iptalini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının müzayaka altında kaldığına dair iddiasının doğru olmadığını, K. Factoring A.Ş.'den büyük meblağlarda kredi kullandığını, daha birçok taşınmazı bulunduğunu, ayrıca dava konusu taşınmazı elden çıkarması nedeniyle kendisine husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı S. vekili, dava konusu taşınmazı kooperatif kayıtlarına güvenerek ve iyi niyetle satın aldığını, davalı M. K. 'ın işçisi veya işvereni olmadığını, muvazaa iddiasının gerçeği yansıtmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının düştüğü ekonomik kriz nedeniyle davaya konu kooperatif payını noter satış sözleşmesinde belirtildiği gibi 300.000.000.- TL'na satmak zorunda kaldığını ileri sürmüş olup, davacı tanıklarının davacının sırf senetlerinin vadesinin uzatılması için taşınmazı düşük bedelle satmayı kabul ettiğini beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise, söz konusu evi davalı S. K.'nın 35.000.000.000.-TL vererek satın aldığını ve daha sonra 55.000.000.000.-TL karşılığı diğer davalı S. 'ye sattığını yeminle beyan ettikleri, dava konusu yerin rayiç değerinin 150.000 USD olduğu konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı, dava dışı B. Kooperatifi'nden yapılan araştırmada aynı nitelikteki konutların yine noter önünde yapılan devirlerinde düşük bedel gösterildiğinin anlaşıldığı, tarafların hür iradelerine ve akit serbestisine dayalı olarak düzenlenen noter devir sözleşmelerinin resmi yazılı belge olmasına karşılık, akdin varlığını ve devrin gerçekleştiğini ortaya koyup, ispat etme bakımından bu belgelere itibar zorunluluğu olmakla birlikte, ülkemiz realitesinde noter önünde yapılan sözleşmelerde daha az harç ve vergi ödemek için çoğu zaman sembolik bir değer gösterildiği, gösterilen bedelin gerçek değeri yansıtmadığının açık olduğu, bu durumda dava konusu taşınmazın gerçek bedelle devredildiği ve gerçek bedelin senette gösterilmediğinin kabulü gerektiği, ilk bakışta gerçek bedelle gösterilen bedel arasında aşırı nispetsizlik olduğu görülüyor ve davacı şirketinin sattığı mal karşılığında elde ettiği çeklerin vadesinden önce paraya çevrilmesini temini amacı ile davalının şirketi ile ilişkiye girdiğini belirtmiş ise de, söz konusu çeklerin keşidecisinin davacı ya da şirketi olmadığı ve davalının sahibi bulunduğu şirket tarafından davalı hakkında başlatılan bir icra takibi bulunmadığı, ayrıca davacı şirketi hakkındaki icra takibi ve ceza davalarının tümünün pay devrinden sonra olduğuna göre davacının devir tarihinde müzayaka halinde olduğunu kanıtlayamadığı gibi, davacı aynı zamanda bir anonim şirketin yöneticisi olduğuna göre, bu şekilde basiretsiz davranmasının hayatın olağan akışına uygun düşmeyeceği, birleştirilen dava yönünden; davacı, HUMK. nun 186 ncı maddesi gereğince seçimlik hakkını birleştirilen dava davalısı hakkındaki davayı takip yönünde kullandığı ve gabin iddiasına dayalı davalarla HUMK. nun 186 ncı maddesinin uygulanmasının söz konusu olduğu davalarda, muvazaa konusunun incelenip değerlendirilmesi gerekmediği gerekçesiyle, asıl davanın usul yönünden, birleştirilen davanın esas yönünden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif pay devrinin gabin nedeniyle iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili özetle, müvekkilinin hakim ortağı bulunduğu L. A.Ş.nin ekonomik müzayaka altında iken davalı M. K.'ın hakim ortağı bulunduğu K. Factoring A.Ş.nden borç para aldığını ve senetlerinin vadesinin uzatılmasını temin ettiğini davacının ortağı bulunduğu şirketin ekonomik yönden çok zor durumda olduğunu bilen davalının bundan yaralanarak davacıya ait olan dava dışı kooperatifteki payını bitmiş daire 300.000.000.- TL gibi rayicinin çok altındaki bir bedelle kendisine satmak zorunda bıraktığını ve gabinin bütün tüm koşuları ile oluştuğu iddiasında bulunarak pay devrinin iptali isteminde bulunmuş, birleştirilen davada da, gabin iddiasına dayalı davanın sonuçsuz bırakılması için dava konusu kooperatif payının davalı S.'ye devredildiğini ve bu devrin muvazaa nedeniyle iptalini talep etmiş, davalı M. K. vekili, davacı şirketinin müvekkilinin hakim ortağı olduğu Factoring şirketinden büyük meblağlarda kredi kullandığını, gabin iddiasının doğru olmadığını, davacının serbest iradesi ile taşınmazı devrettiğini savunmuş, diğer davalı S. vekili ise, müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, muvazaa iddiasının doğru olmadığını savunmuştur. Mahkemece, özellikle, noter senetlerinde harç ve vergi ödememek için satış bedelinin düşük gösterildiği ve taşınmazın gerçek bedelinin ödendiği, davalının davacı hakkında yapılan bir icra takibi olmadığı ve tacir olan davacının basiretli olması gerektiğinden gabin olgusunun kanıtlanmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
Borçlar Kanunu'nun 21 nci maddesi hükmünde, bir akitte ivazlar arsında açık bir nispetsizlik bulunduğu takdirde, eğer gabin mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır, bir sene zarfında akti feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabileceği öngörülmüştür.
O halde, öncelikle dava konusu olayda gabinin objektif ve sübjektif unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenmelidir. Davaya konu kooperatif payının oturulur halde bir daire olduğu ve satış tarihindeki rayiç değerinin davacıya göre 5.000.000.000.-TL, davalı tarafa göre, 35.000.000.000.-TL olacağı kabul edilmiş ve noter önünde yapılan satış senedinde satış bedelinin 300.000.000.-TL olduğuna göre, edimler arasında açık bir nispetlik olduğu tartışma konusu değildir ve nitekim bu husus mahkemece de, kabul edilmiştir. Ancak, mahkemece, noter senetleri resmi belge ise de, ülkemiz gerçekleri karşısında tarafların daha az vergi harç ödemek için daha dava konusu taşınmazın noter satış senedinde değerini düşük göstermişler ise de, davalı tarafın gerçek bedeli davacıya ödediğinin tanık beyanlarıyla kanıtlandığı belirtilmiştir. Oysa HUMK. nun 290 ncı maddesi hükmü uyarınca bir senedin metnindeki durumun aksine bir iddia ancak aynı kuvvette bir senet ile kanıtlanabilir. Bu durumun tanıkla kanıtlanması ancak karşı tarafın muvafakati ile mümkündür. Oysa davacı taraf, bu hususta tanık dinlenmesine de, karşı çıkmıştır. O halde, davalı tarafın taşınmazın gerçek değerini ödemiş olduğu yönündeki savunması kanıtlanmış değildir ve gabinin objektif unsuru gerçekleşmiştir.
Ne var ki, objektif unsurun varlığı tek başına gabinin kabulü için yeterli değildir. Bunun yanında sübjektif unsurun da, kanıtlanması gerekmektedir. Davacı vekili, müvekkilinin hakim ortağı bulunduğu A.O.nun ekonomik yönden müzayaka altında olduğunu, bir çok çekinin karşılıksız kaldığını, hakkında bir çok icra takibi bulunduğunu ve bu nedenle davalının yönettiği ve ortağı bulunduğu factoring şirketine borçlandığını iddia etmektedir. Davacı ekonomik müzayaka altında olduğunu iddia ettiğine göre burada basiretli tacir ilkesinin uygulanma alanı yoktur. Dosya arasındaki belgelerden, dava konusu taşınmazın satışından çok kısa süre sonra çeklerinin karşılıksız kaldığı, haklarında bir takım caza davalarının açıldığı ve birçok icra takibine maruz kaldığı belirlenmiştir. Yine tarafların ortağı bulunduğu şirketlerin 30.10.1997 tarihinden yani dava konusu kooperatif payının devrinden önce birbirlerine çek -senet verdikleri tespit edildiği gibi, tanık anlatımlarından tarafların ve ortakları oldukları şirketlerin sürekli bir ticari ilişki içerisinde bulundukları anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, uzman bilirkişilerce tarafların ortağı bulundukları şirket kayıtları üzerinde inceleme yapılması ve adı geçen şirketlerin aralarındaki borç- alacak ilişkisinin belirlenmesi, dava konusu dairenin satış tarihinde davacının ekonomik müzayaka (darda kalma) içerisinde olup olmadığı ve davalı M. K. 'ın bunu bilecek durumda olup olmadığının belirlenmesi, tarafların diğer tüm kanıtlarının birlikte değerlendirilmesi ile oluşacak sonuç çerçevesinde gabin olgusunun mevcut olup olmadığının tespiti ve gabinin varlığının tespiti halinde, taşınmazın diğer davalı S.'ye devrinin muvazaalı olup olmadığı ve sırf asıl davayı sonuçsuz bırakmaya matuf bulunup bulunmadığının tespiti ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, davacının tüm iddia ve kanıtları değerlendirme dışı bırakılarak yazılı şekilde noksan inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenlerle, bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy