( 6762 S. K. m. 1290)
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 16.12.2002 tarih ve 2000/1113 - 2002/1359 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1996 yılından itibaren davalı şirkete hayat sigorta poliçesi yaptırdığını, 1997 yılında geçirdiği rahatsızlık nedeniyle tedavi giderlerinin davalı tarafından ödenmesine rağmen 14.07.2000 tarihinde geçirdiği rahatsızlık nedeniyle yapılan masrafların bir kısmının ödenmesine rağmen hastalığın beyan edilmediği gerekçesiyle kalan miktarın ödenmediğini ileri sürerek, 3.200.000.000.-TL.nın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, poliçelerin her birinin ayrı ve yeni bir sigorta sözleşmesi olmadığını, davacının son poliçede rahatsızlığını beyan etmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, sigortacının rizikonun gerçekleşmesi halinde cayma hakkını kullanmayıp, genel şartlara göre sigorta bedelini ödememe hakkı bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, sağlık sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalıya yüklenen doğru bilgi verme yükümlülüğü ile ilgili TIK.nun 1290'ncı maddesi hükmü mal sigortalarına ilişkin olmakla birlikte Hayat ve Kaza sigortalarında da uygulanmaktadır. Bu nedenle sigorta ettiren, sigortacıya doğru bilgi vermekle yükümlü bulunmaktadır. Rizikonun gerçekleşmesinden önce, sigortacı bilginin yanlış verildiğini öğrendiği takdirde aynı hüküm gereğince sigortacıya sözleşmeden cayma hakkı tanınmıştır. Cayma hakkının kullanılmadığı halde ise bu hak düşer ve söz1eşme hükümlerini doğurmaya devam eder.
Dava konusu olayda davacı aynı rahatsızlığın önceki poliçe döneminde gerçekleşmiş olması nedeniyle sigortacının rahatsızlığı bildiğini ileri sürmüş, davalı sigortacı ise rizikonun gerçekleşmesinden önce beyan yükümlülüğüne aykırılığı bilmediğini, hastaneden gelen belgelerle bu hususu öğrendiğini savunmuştur.
Gerçektende davacının ilk rahatsızlığı önceki poliçe döneminde gerçekleşmiş olup buna ilişkin ödemenin davalı tarafından yapıldığı hususunun aksi davalı tarafça ispat edilmemiş bulunmasına göre davalı sigortacı tarafından davacının rahatsızlığının bilinmesine rağmen poliçenin tanzim edilmiş olduğu bu şekilde rahatsızlığın bilinerek sigorta sözleşmesinin kurulduğunun kabulü zorunludur.
Kaldı ki, davalı sigorta şirketi hastaneden gelen yazı üzerine 12.07.2000 tarihinde ödeme yapılmayacağını bildirmiş ise de, 27.07.2000 tarihinde davacıya bir miktar ödemede de bulunarak sigorta sözleşmesine geçerlilik tanıma iradesini de göstermiş olması karşısında artık cayma hakkını kullandığından bahsetmek mümkün değildir.
O halde mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy