(2918 S. K. m. 48) (6762 S. K. m. 128) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları A.5)
Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 25.03.2003 tarih ve 2001/1237-2003/314 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla (...) gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirkete kasko sigortalı aracının, bir kazada hasarlandığını, davalının ödeme yapmadığını ileri sürerek, 8.534.663.000 liranın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, alkollü olarak yapılan kaza sonucu oluşan hasarın teminat dışı kaldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dosya kapsamına göre, kaskolu araç sürücüsünün nefesinde alkol kokusuna rastlanıldığına ilişkin doktor raporu ile yapılan bu tespitin, 2918 sayılı KTK' nun 48 inci ve Yönetmeliğin 111/b-2 madde hükümlerine uygun olmadığı, böyle bir tespitin, teminat dışı halin tayini için yeterli olamayacağı, davalının, sürücünün alkollü olduğuna ilişkin yeterli kanıt getiremediği, bu durumda savunmanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, rizikonun teminat dışı kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel şartları'nın A.5.5 maddesi hükmü gereğince, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle, sürücünün münhasıran alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Böyle bir nedenle, hasarın teminat dışı kaldığının kanıt yükü de TTK' nun 1281 inci maddesi hükmü uyarınca sigortacıya düşmektedir. Sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, Mahkemece; nöroloji uzmanı, hukukçu ve trajik konularında uzman bir bilirkişinin de yer aldığı kurul tarafından, olayın salt alkol etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğinin, başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekmektedir.
Somut olayda, araç sürücüsü yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı için, olay yerinde trafik görevlisince alkol tespiti yapılamamış, hastanede yaralama ile ilgili düzenlenen doktor raporunda. Sürücünün nefesinden alkol kokusunun geldiği de belirtilmiştir. Bu durumda, sürücünün alkol aldığının kabulü gerekir. Mahkemenin gerekçesinde geçen, Yasa ve Yönetmelik hükümlerine, sürücünün yaralanması nedeniyle uyulamamış olup sürücünün öncelikle tedavisi zorunludur. Esasen, sonuçta, sürücünün alkollü olduğu tespit edilebilmiştir. Davacı vekili, 01.05.2002 tarihli oturumda ve ayrıca rapora itiraz dilekçesinde, sürücünün aldığı alkolün kazaya etki edip etmediğinin çekişmeyi oluşturduğu ileri sürmekle, sürücünün alkol aldığını davacı dahi kabul etmiş iken, Mahkemece, yazılı gerekçeler ile sürücünün alkol aldığının davalı tarafından kanıtlanamadığı sonucuna varılarak. alkolün somut olaydaki etkisi üzerinde durmaya gerek görülmemiştir.
O halde, Mahkemece, sürücünün alkol aldığı kabul edilerek, alkolün münhasır etkisi altında kazanın olup olmadığı üzerinde durulması, bu noktada içinde nörolog doktorun da bulunduğu bilirkişi kurulunca verilen rapor da tartışılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, sonuçta eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre ise, poliçede dava dışı Oyakbank dilin ve mürtehin olarak gösterilmiştir.
Dairenizin yerleşik uygulamasına göre, poliçe dilin ve mürtehin lehine düzenlenmiş olsa dahi sigorta ettirenin tek başına doğrudan sigortaya karşı dava açma hakkı bulunmakla birlikte yargılama sırasında dava dışı dain ve mürtehinin, tazminatın davacıya ödenmesine muvafakati olup olmadığının araştırılması, muvafakati sağlandığı takdirde yargılamaya devam edilerek, davanın sonuçlandırılması, aksi takdirde davarım aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, Mahkemece; davalının bu yöne ilişkin savunması doğrultusunda somut olayda dilin ve mürtehin sıfatı bulunan dava dışı Bankadan muvafakate ilişkin belge getirmesi için davacıya süre verilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, savunma dikkate alınmadan. esasa girilip bu yönden eksik inceleme sonucu davalı aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
3- Yukarıdaki bentlerde açıklanan bozma neden ve şekillerine göre, davalı vekilinin (hükmedilen tazminat miktarına ilişkin) diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 no.lu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı sigorta yararına BOZULMASINA. 2 no.lu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.02.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy