(6762 S. K. m. 1299, 1301) (2918 S. K. m. 98, 99)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Muğla Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 4.3.2003 tarih ve 2000/795-2003/153 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalı Hür Sigorta vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigortacının, TTK.nun 1301 nci maddesi hükmüne dayalı olarak, davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonucu da, mahkemece davanın davalılardan Hikmet yönünden reddine, diğer davalılar yönünden kabulüne dair tesis edilen hüküm, davacı ve davalılardan sigorta vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan rücu davasıdır. İşleten kavramı doktrinde genel bir kavram olarak, aracın kullanılmasında ister ekonomik yönden ister manevi açıdan devamlı olarak yarar ve çıkar sağlayan, araçtan doğan rizikoları ve aracın giderlerini üstlenen araç üzerinde eylemli olarak egemenliği ve tasarruf gücü bulunan kişi olarak tanımlanırken, KTK.nun tanımlarla ilgili 2 nci maddesinde, araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatı ile sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı ariyet ve rehin alan kişi ayrıca, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği araç üzerinde fiili tasarrufta bulunduğu kanıtlanan kimsenin de işleten sayılacağı da kabul edilmiş bulunmaktadır.
Mahkemece, trafik tescil ve işlem formu, kaza tespit tutanağı ve ZMSS poliçesi gözetilmeksizin, davalı Hikmet Rende yönünden Noterlik Kanunu uyarınca geçerli bir devrin olup olmadığı araştırılmaksızın, sırf savunmaya itibar edilerek, kayıt maliki Hikmet'in işleten olmadığı sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetli olmamış, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davalı sigorta vekilinin temyizine gelince, TTK. nun 1299, 2918 sayılı KTK.nun 98/1, 99/1 nci maddeleri ile zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi (ZMSS) genel şartların 12 nci maddesi uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 gün işgünü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir.
Mahkemece, yukarıda ilke karşısında davacı tarafından davalı sigortaya dava tarihinden önce bir başvuru yapıldığı iddia edilmediğine göre, sigortacı aleyhine dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmek gerekirken, bu tür davalarda ancak, sürücü ve malik sıfatı bulunan davalılar bakımından uygulanma yeri olan ödeme tarihinden faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı yararına, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalı sigorta vekilinin temyiz itirazının kabulü ile davalı sigorta yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçların istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 09.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy