(2004 S. K. m. 72) (818 S. K. m. 61, 62)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 05.03.2003 tarih ve 2001/172 - 2003/116 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 23.03.2004 günde davacı avukatı Eylem Bingöl ile davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin acentesi bulunduğu M/T ELİKİ gemisinin eski adı GÖKTÜRK iken Yunanistan'da cebri icra yolu ile satışından alındığını, ancak davalının seferden men kararı aldırdığını, oysa TTK.nun 1245 nci maddesi uyarınca gemi üzerindeki rehin hakkının sona erdiğini, gemi alacağı hakkına dayanılamasına karşın ilamsız takip yolunun seçilmesi nedeniyle rehin hakkından feragat edilmiş sayılması gerektiğini ileri sürerek, Beyoğlu 2.İcra Müdürlüğü'nün 1996/477 sayılı dosya ile istenen alacakla ilgili rehin hakkı bulunmadığının tespitini talep etmiş, birleştirilen davada davacı vekili, müvekkilinin 23.03.1997 tarihinde geçişi temin maksadı ile icra tehdidi altında icra dosyasına ödemede bulunduğunu, daha sonra davalının Yunanistan'daki paylaştırmaya katılarak 111.538.88 USD almaya hak kazandığını bu durumda müvekkilinin mükerrer ödemesi olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.015.000.000.-TL karşılığı 79.152 USD'nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, söz konusu takibin kılavuzluk ücretine dayalı olduğunu ve TTK.nun 1235 nci maddesi uyarınca gemi alacaklısı hakları bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda, birleştirilen Beyoğlu 1.Ticaret Mahkemesi'nin 1998/137-35 sayılı dava hakkında verilen ilk kararın Yargıtay kararının 1 nci bendi ile kesinleştiği, asıl dava yönünden ise davacının hakkında yapılan takiplerden dolayı ödenmeyen bir borcu bulunmadığının sabit olduğu gerekçesiyle, asıl davanın konusu kalmadığından, birleştirilen dava hakkında verilen karar daha önce kesinleşmiş bulunduğundan asıl ve birleştirilen davalar hakkında karar vermeğe yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin ELİKİ gemisini eski adı GÖKTÜRK iken cebri icra yolu ile satışından aldığını ve üzerindeki her türlü takyidattan ari olduğundan gemi üzerine konulan rehinden dolayı borçlu bulunmadığının tespitini istemiş, birleştirilen davada ise, geminin geçişini sağlamak için müvekkil aleyhine girişilen icra takibi dosyasına davalının borcunun ödendiğini, fakat ayrıca davalının Yunanistan'daki paylaştırmaya katılarak oradan da, alacağını tahsil ettiğini iddia ederek, mükerrer yaptığı ödemenin istirdadı isteminde bulunmuştur.
Dairemizin 14.11.2000 tarih ve 2000/6502-8926 sayılı bozma kararının birinci bendinde, davacının diğer temyiz itirazlarının reddine şeklinde karar oluşturulmuşsa da davacının yurtdışında yapılan ödemelerle ilgili kısmın reddine dair kararın kesinleştiğinden söz edilemez. Aksine anılan kararın ikinci bendinde, davacının yurtdışında ödemeler yaptığından ve davalının tüm alacağının karşılanıp karşılanmadığının araştırılması gerektiği hususu üzerinde durulması gerektiği belirtilmiştir. Davalının tüm borcu sona ermişse kanuni rehin hakkının da sona ereceği kuşkusuzdur. Ancak, bu arada davacının borcunu aşan veya mükerrer ödemesi varsa bunu istirdada hak kazanması olanaklı hale gelecektir.
Davalı vekili, bozmadan sonra verdiği dilekçelerde, yurtiçinde davacı hakkında giriştiği icra takibi dosyasına tüm alacağının ödendiğini kabul etmiş ve ayrıca yurtdışında da tahsilat yaptığını beyan etmiştir.
Şu halde mahkemece, davacının mükerrer ödeme yapıp yapmadığının araştırılarak, sonucuna göre karar verilmek gerekirken, bozma kararına yanlış anlam verilerek, davacının istirdat davasına ilişkin talebinin reddine dair kararın kesinleştiğinden söz edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 375.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy