(1086 S. K. m. 284) (Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları B.3.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Çorlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 4.2.2003 tarih ve 2000/240-2003/73 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait, davalı Koç Allianz AŞ. nezdinde kasko sigorta poliçesiyle sigortalı aracın, diğer davalıya ait araçla çarpışması sonucu hasarlandığını, bu araç malikinin kusurlu bulunduğunu, davalı sigorta şirketinin hasar bedelini ödemediğini iddia ederek, 992.000.000 TL nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Koç Allianz A.Ş. vekili, davacıya ait aracın iddia edildiği şekilde gerçekleşmediğini, ihbar kurallarına uyulmadığını, hasar miktarının fahiş olduğunu, davacının sürücüsünün tam kusurlu bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma. toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre de, davacıya ait aracın teminat kapsamında hasarlandığı, kendi sürücüsünün tam kusuruyla kazının meydana geldiği, davalı sigorta şirketinin hasarın farklı şekilde meydana geldiği iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davalı Adnan Kurtulmuş hakkında açılan davanın reddine, davalı Koç Allianz A.Ş. hakkındaki davanın kısmen kabulüne, 897.099.752 TL nin 3.3.1999 tarihinden itibaren yasal faiziyle bu davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı Koç Allianz A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen ve aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Kasko sigortasında zararın tespitinde, sigortalı menfaatin rizikonun gerçekleşmesi anındaki gerçek tazmin değeri esas alınır. Somut olayda hükme esas alınan bilirkişi raporunda tazminatın tayini bakımından 13.03.1999 tarihli fatura dikkate alınmıştır. Ancak, tazminatın belirlenmesinde uyuşmazlık konusu hasarla ilgisi olmayan kısımların bedelleri mahsup edilmesine karşın, anılan hasarların giderilmesine ilişkin işçilik ücretleri ise toplam zarardan düşülmemiştir. Ayrıca, yapılan onarım sonucu sigortalı araçta bariz bir kıymet artışı mevcut ise, bununda toplam zarardan mahsubu gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda bu yöne ilişkin bir açıklama da bulunmamaktadır. O halde, gerçek zararın tespiti bakımından anılan yönler dikkate alınarak bilirkişilerden ek rapor alınması veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeyle karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
3) Dava konusu olayda hasar 02.03.1999 tarihinde meydana gelmiş, başvuru bir gün sonra 03.03.1999 tarihinde yapılmıştır. Mahkemece de bu tarih temerrüt tarihi olarak kabul edilmiştir. Fakat Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın B.3.1 nci maddesine göre sigortacı, hasar miktarına ilişkin belgelerin kendisine verilmesinden itibaren en geç 15 gün içinde gerekli incelemeleri tamamlayıp hasar ve tazminat miktarını tespit edip sigortalıya bildirmek zorundadır. Dolayısıyla sigortalı araçtaki hasarın belirlenmesi bir incelemeyi gerektirmektedir. Bu nedenle, gerçek zararın tespitinden sonra sigorta şirketinin temerrüde düştüğünün kabulü gerekir. O halde, temerrüt tarihi olarak ekspertiz raporu düzenleme tarihinin esas alınması gerekirken yazılı şekilde ihbar tarihinin esas alınması doğru bulunmamıştır.
4) Ayrıca, davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmasına ve davanın kısmen kabul edilmesine rağmen, davalı vekili yararına hiçbir şekilde vekalet ücreti takdir edilmemesi de doğru görülmemiş, kararın bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy