(1163 S.K. m.16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kadıköy Asliye 3.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 04.04.2003 tarih ve 2002/893 - 2003/393 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Pınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olup, ödemelerini düzenli olarak yaptığını, ancak aidat ödemelerini süresi içinde yapmadığı gerekçesiyle yönetim kurulunun 04.11.2001 tarihli kararı ile üyelikten çıkarıldığının kendisine söylendiğini, müvekkiline ödeme yapması ve kooperatif üyeliğinden çıkartılması ile ilgili olarak usulüne uygun hiçbir tebligatın yapılmadığını ileri sürerek, üyelikten çıkarma işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ihraç kararının davacıya 14.11.2001 tarihinde iadeli taahhütlü mektupla tebliğ edildiğini, buna rağmen 3 aylık süre içinde itirazda bulunmadığını ve dava da açmadığını, davacının yapılan ihtarlara rağmen borcunu ödemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, ihraç kararının tebliğ belgesine ekli olarak yapıldığının ispatı külfetinin davalıya ait olduğu, bu hususun tanıkla ispat olunamayacağı, buna göre davanın süresinde açıldığı, 1 nci ihtarnamenin ortağa tebliğine dair dosyada belge bulunmadığı, 2 nci ihtarın süresi içinde ödemelerin yapıldığı, bu nedenle ihraç kararının geçersiz ihtarlara dayalı olarak yapıldığı gerekçesiyle davacının ihracına ilişkin 04.11.2001 gün ve 284 sayılı ihraç kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kooperatif üyeliğinden ihraca yönelik kararın iptali istemine ilişkindir.
Davalı kooperatif vekili yaptığı savunmada ve temyiz itirazında, davacıya ihraç kararının tebliğ edildiğini, ancak davanın 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığından kararın kesinleştiğini ileri sürmüştür. Dosyada mevcut iadeli taahhütlü posta alındı belgesi incelendiğinde ihraç kararının 14 Kasım 2001 tarihinde davacı Arzu K 'ın kendisine tebliğ edilerek imzasının alındığı görülmüştür. Davacı, yapılan tebligattan haberi olmadığını, tebliğ belgesi üzerindeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Mahkemece bu iddia üzerinde durulmamış, davanın süresinde açıldığının kabulü ile davanın esasına girilmiştir. Ancak dosyada mevcut tebliğ belgesi fotokopisinin davacının imzasını taşımasına göre, ihraç kararının 14 Kasım 2001 tarihinde tebliğ edildiğinin kabul gerekirse de, davacı tarafın imza inkarında bulunması nedeniyle, mahkemece ihraç kararının tebliğine ilişkin tebligat belgesi aslının Posta İdaresi'nden celbi suretiyle anılan belge üzerindeki imzanın davacıya ait olup olmadığının imza incelemesi yaptırılmak suretiyle belirlenmesi ve sonucuna göre ihraç kararının davacıya 14 Kasım 2001 tarihinde tebliğ edilip edilmediğinin tespiti ile davanın süresinde açılıp açılmadığının belirlenmesi gerekirken, bu husus üzerinde durulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy