(6762 S. K. m. 1176, 1222, 1232, 1234) (818 S. K. m. 525, 533)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Demirköy Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 6.3.2003 tarih ve 2002/47-2003/8 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, 2.4.2001 tarihinde Lübnan bayraklı, 2100 ton karışık yüklü SABİN-S isimli geminin İğneada limanı girişinde battığını, gemi ve yükün çıkarılabilmesi için gemi ve yük sahiplerinden veya acentesinden başvuru olmadığını, geminin içinde bulunan Sudan Uyruklu SMT firmasına ait 500 ton civarındaki yükün çıkarılmasının müvekkilince üstlenildiğini, Liman Başkanlığınca verilen yetki uyarınca diğer yüklerin de kurtarıldığını, bu yüklerin İğneada Liman Başkanlığına teslim edildiğini, sahipsiz malları için kayyım tayini istendiğini, davalının gözetim ve denetimi altında bulundukları için istemlerinin reddedildiğini, kurtarma alacağının tahsili için icra takibi yapıldığını, davalının itirazı ile durduğunu, borcun davalı borcu olmadığını, kurtarılarak emniyet altına alınan mallar üzerinden tahsil edilir ve yük üzerinde kanuni rehin ve hapis bulunduğunu, Liman Kanunu'nun 7 nci maddesine göre davalının denetim ve gözetimi altında olduklarını iddia ederek, itirazın iptaline, takibin devamına, kanuni rehin ve hapis hakkına dayalı alacağın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının, TTK.nun 1232, 1176 ve Liman Kanunu'nun 7 nci maddeleri hükümleri uyarınca müvekkili aleyhine takip yapamayacağını, sıfatlarının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının batık SARİN-S isimli gemideki yükleri çıkarması için davacıya izin verdiği, yüklerin çıkarılarak teslim edildiğini, kurtarılan yük üzerinde davacının TTK.nun 1222, 1232 ve 1234 ncü maddeleri uyarınca alacak hakkı doğduğu, davalının iki yılı aşkın süreye rağmen malları tasfiye edememesi sebebiyle alacağın tahsiline engel olduğu, davacının rehin hakkına dayanarak takip yapma hakkı bulunduğu, alacağın yükün bedeli ile sınırlı olduğu, davalının şahsi borçlu olmadığı, kurtarılan malların ilgilisi bulunduğu, davacının tahsil isteminin yersiz olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalının itirazının iptaline, takibin idarenin ödeme yükümlülüğü olmadan kurtarılan yük üzerinden devamına, tahsil hususundaki talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir,
1- Dava, kurtarma alacağının tahsiline yönelik menkul rehninin paraya çevrilmesi yoluyla yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Taraf ehliyeti, bir davada taraf olabilme yeteneğini ifade eder. Medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin taraf ehliyeti mevcuttur. Davada tarafların, taraf ehliyetine sahip olmaları dava şartlarındandır. Bu nedenle, davanın taraflarından birinin taraf ehliyetine sahip olup olmadığı mahkemece kendiliğinden gözetilmelidir. Somut olayda dava, Haydar Kalyoncu ve ortakları adına açılmış, hüküm de Haydar Kalyoncu ve ortakları adına tesis edilmiştir. Dosyaya ibraz edilen vekaletname ise, Haydar Kalyoncu adına düzenlenmiştir. Mahkemece, taraf ehliyeti üzerinde durulmadığı gibi, bu yönüyle dava dilekçesi de açıklattırılmamıştır. O halde, mahkemece ortaklığın niteliği tespit edilip, tüzel kişiliğe sahip olup olmadığı, tüzel kişiliğe sahipse davanın tüzel kişilik adına yetkili temsilcisi kanalıyla açılması gerektiği, adi ortaklık niteliğinde ise, adi ortaklığın tüzel kişiliğinin bulunmadığı, taraf ehliyetinin olmadığı, iştirak kuralları gereğince adi ortaklık adına açılacak davaların tüm ortaklar tarafından açılmasının zorunlu bulunduğu, ancak tek ortak tarafından dava açılması halinde iştirak kurallarından yararlanılarak, davacıya diğer ortakların davaya katılması veya muvafakatlerinin alınıp kendisine temsil yetkisini vermelerini sağlamak üzere mehil verilmesi ve sonucuna göre gerekli tespitin yapılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 )numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ( 2 )numaralı bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 8.4.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy