(3167 S. K. m. 1, 2) (6762 S. K. m. 20) (818 S. K. m. 44)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 28.11.2002 tarih ve 2001/302 - 2002/1295 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M.L. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin sattığı mal karşılığı dava dışı M.H.B. isimli şahıstan aldığı iki adet çeki davalı banka şubelerine ibraz ettiğinde, çeklerin karşılıksız çıktığını, yapılan araştırmada davalı bankanın dava dışı M.H.B. isimli hayali kişiye çek hesabı açarak müvekkilinin iki çek bedeli olarak toplam 1.412.360.000. TL'si zararına neden olduğunu ileri sürerek, bu meblağın temerrüt faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili bankanın hiçbir kusurunun söz konusu olmadığını, çek karnesi sahibi müşterisinin nüfus cüzdanının sahte olup olmadığı hususunda araştırma yükümlülüğü bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının dava dışı M.H.B. ile arasındaki ticari ilişki nedeni ile tedbirli bir tacir gibi davranmayarak zararın doğmasına kendisinin sebebiyet verdiği, ayrıca dava dışı M.H.B. hakkındaki icra takibi yapılıp karşılıksız kalması halinde bu davanın açılabileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı banka, çek hesabı açarken müşterisinin kimliği, ekonomik durumu, ikameti vs. konularında gerekli inceleme ve araştırmayı yapmadan, nüfus kütüğünde kayıtlı olmayan dava dışı M.H.B. adına çek hesabı açmış ve anılan şahsın vermiş olduğu iki adet çek karşılıksız çıkmış olup, 3167 Sayılı Kanun'un 1/2,2'nci TTK'nun 20/2'nci maddelerinde öngörülen basiret ve itinayı göstermemek suretiyle birinci derecede ve daha ağır bir biçimde kusurlu olduğunun ve bu davranışının sonuçlarına katlanması gerektiğinin kabulü gerekir. Davacı hamil de ticari ilişkide bulunduğu kişilerin ekonomik durumunu ve ödeme kabiliyetini araştırıp sonucuna göre ilişki kurmak, bu suretle özenli davranmak durumundadır.
Mahkemenin gerekçelerinden birinde, dava dışı M.H.B. hakkında icra takibi yapılıp sonuçsuz kalması halinde davalıya işbu davanın açılabileceği belirtilmiş olup, bu gerekçe isabetli değildir. Zira, somut olayda hamilin bankaya tahsil için bir çek vermesi ve böyle bir çek'i alan vekil-hamil bankanın çek'i kaybetmesi gibi bir hal söz konusu değildir. Bu itibarla, dava, yukarıda açıklanan yasa hükümlerine dayalı olduğundan, bu davada konumu 3167 Sayılı Yasa uyarınca muhatap banka olan davalıya karşı doğrudan dava açılması olanaklıdır. Öte yandan, mahkeme, diğer gerekçesinde, davacı hamili tam kusurlu bulmuştur.
Oysa, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının dahi olayda en azından müterafik kusurlu kabul edilerek, tarafların belirlenecek kusur oranları çerçevesinde, davanın esası hakkında bir karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle hüküm tesisi isabetli olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilin temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy