(6762 S.K. m. 42) (Ticaret Sicili Yönetmeliği m. 52)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kuşadası Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 10.04.2003 tarih ve 2002/269 - 2003/328 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının şube açarak faaliyete başladığı halde, tescile davette uymadığını ileri sürerek, şubenin tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına, keşfe, benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının müstakil muhasebe ve sermayesinin bulunmadığı, sadece ticari işlem yapıldığı, bu durumda şube niteliğini taşımadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekilleri temyiz etmiştir.
5590 sayılı Kanun'un 9/c maddesi hükmüne göre, bir merkeze bağlı olduğu halde müstakil sermayesi ve müstakil muhasabesi bulunan veya muhasebesi merkezde tutulduğu ve müstakil sermayesi olmadığı halde kendi başına ticari muamele yapan yerler şube sayılır.
Bilirkişi kurulunun çoğunluk görüşüne göre, davalı şirkete ait mağazanın müşteriye icapta bulunduğu ve bu icap üzerine müşterinin de kabulü ile ticari ilişki kurulduğu anlamına gelen ticari işlemin gerçekleştiği sabit olup, bu yerin şube olduğu sonucuna varılmıştır. Azınlık görüşü, bu tespitin aksine bir saptama içermemekte olup, müstakil sermayesi ve müstakil muhasebesi olmadığı için şube sayılamayacağı sonucuna varmıştır. Mahkemece de bu azınlık görüşünün vardığı sonuca itibar edilmiştir.
Oysa, günümüzde elektronik iletişim olanaklarının gelişmesi nedeniyle, ticari işletmeye ilişkin muhasebe işlemlerinin şubeler de dahil olmak üzere bir merkezde bilgisayar ortamında tutulabilmesi olanaklarının bulunması karşısında, muhasebe işlemlerinin şubede veya merkezde tutulmasının artık ayırıcı bir kriter olarak belirlenmesi ve uygulanması doğru olamaz.
Bu durumda, mahkemece, bilirkişi kurulundaki çoğunluk görüşüne itibar edilerek, davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle aksi sonuca varılması doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.03.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy