(818 S. K. m. 101, 103) (6762 S. K. m. 4, 9, 21, ) (3095 S. K. m. 1, 2) (1086 S. K. m. 438)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Antalya Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 21.3.2003 tarih ve 2001/881-2003/258 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı sigortaya kasko poliçesi ile sigortalı aracının 30.7.1999 günü bir kazada hasarlandığını., davalıdan tazminat alamadıklarını ileri sürerek, şimdilik 10.000.000.000 liranın olay tarihinde itibaren en yüksek banka faizi- ticari faiziyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sürücü alkollü araç kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre kararın alkolün münhasır etkisi altında meydana gelmediği, sigortalı araçta 9.832.500.000 lira hasar oluştuğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile bu meblağın %70 oranını geçmemek üzere reeskont faizi ve değişikliklerine göre tahsile karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Poliçede, tarafların temerrüdü halinde, istenebilecek azami faiz oranı % 30'dur hükmüne yer verilmiş olup,mahkemece, davalının bu oranın bağlayıcı olduğuna ilişkin savunması gerekçede tartışılmadan, yazılı daha yüksek orana hükmedilmiştir.
Oysa, bilindiği üzere, B.K.nun 103/1 nci maddesinde % 5 olarak saptamış olan adi işlere ilişkin temerrüt faizi ile T.T.K.nun da ticari işler bakımından 9/2 nci maddesinde % 10 olarak belirlenen ticari temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Yasa'nın 1 nci ve 2 nci madde hükümleri ile daha yüksek oranlara çıkarılmıştır.3 095 sayılı Yasa ile akdi ve temerrüt faiz oranları ülkedeki oluşan enflasyon nedeniyle yukarı çekilirken, B.K.ndaki temerrüt ile ilgili 101 nci ve onu izleyen maddeleri yürürlükten kaldırılmış değildir. Faiz oranları dışında kalan temerrüt faizine ilişkin ilke ve hükümler, 3095 sayılı yasa ile çelişmedikçe yürürlükte olup, uygulama olanağı bulunmaktadır. Dolayısıyla B.K.nun 103/1 nci maddesinde getirilen ilkeye göre, sözleşmede daha az oranda bir temerrüt faizi kararlaştırılmış olsa bile, borçlunun %5 (şimdi 3095 sayılı yasa ile belirlenen daha yüksek) oranda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olduğu kabul edilmelidir. Bu ilkenin, 3095 sayılı yasanın 2 nci maddesindeki sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça hükmüne aykırı olduğu da söylenemez. Zira, bu yasanın da alacaklıların enflasyona karşı korunması amacını taşıdığı düşünüldüğünde, bu maddeyi B.K.nun 103 ncü maddesine uygun bir şekilde yorumlamak, sözleşme ile daha düşük oranda ticari temerrüt faizi kararlaştırılmış ise, bunun geçersiz olacağı ve sigorta sözleşmeleri T.T.K.nun da düzenlendiğinden aynı kanunun 4 ncü madde hükümleri gereğince de mutlak ticari iş ve 21 nci madde hükmü uyarınca ticari iş niteliği taşıdığı, dolayısıyla ticari işlerdeki temerrüt faizine hükmedilebileceği sonucuna varmak gerekmektedir. Bu yorum tarzı, T.T.K.nun 9 ncu maddesine de amacı bakımından uygun düşecektir.
Bu durumda, mahkemece, sigorta poliçesinde gösterilen %10 oranındaki temerrüt faizi oranına itibar edilmemesi sonucu itibariyle doğru olup, davalı vekilinin aksi yöndeki temyiz itirazları bu gerekçelerle, aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları hüküm yerinde yazılı gerekçelerle isabetsizdir.
2- Dava dilekçesinde 30.7.1999 olan olay tarihinden itibaren en yüksek banka faizi-ticari faizi istenmiş olup, mahkemece, 24.9.1999 tarihinden itibaren % 70 geçmemek üzere, reeskont faiz ve değişikliklerine hükmedilmiştir. Somut olayda, TTK.nun 4 ncü ve 21 nci madde hükümleri uyarınca, ticari işlerdeki temerrüt faizi istenebileceği ve dava dilekçesindeki istemin bu anlama geldiği gözetilerek, buna göre hüküm tesisi gerekirken, yazılı şekilde infazda tereddüt doğuracak tarzda hüküm tesisi hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiş ise de, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HUMK.nun 438/7 nci maddesi uyarınca hükmün aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte açıklanan nedenle,kararın hüküm bölümünün ilk paragrafının 4 ncü satırında yer alan % 70 geçmemek üzere reeskont ve değişikliklerine göre kelimelerinin hükümden çıkartılmasına, yerine, 01.01.2000 tarihine kadar 3095 sayılı Kanun'un (değişiklik öncesi) 2/3 ncü maddesinde yazılı T.C. Merkez Bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranı, bu tarihten tahsil tarihine kadar aynı kanunun, 4489 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi ile değişik 2/2 nci maddesinde yazılı faiz oranı (artan ve eksilen oranları) ile birlikte ibarelerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12.04.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy