(818 S. K. m.5)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 10.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 22.9.2003 tarih ve 2001/1571-2003/1002 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dilek Çakıroğlu tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı bankanın akreditif teklifinin müvekkilince 1.2.2001 tarihinde kabul edilerek akreditif açtırma talimatının Tarım Bakanlığı'ndan alınacak kontrol belgesine istinaden bilahare gönderileceğinin davalıya bildirildiğini, daha sonra bu belgenin alındığı 15.3.2001 tarihinde 219.120 USD'lik akreditif açtırma talimatının gönderildiğini ancak bankanın fona devredilmesi nedeniyle teklifin üzerinden 50 gün geçtikten sonra 21.3.2001 tarihinde teklif şartlarında akreditifin açılamayacağının müvekkiline bildirildiğini, zirai mücadele ilacına acilen ihtiyacı olduğu için müvekkilinin söz konusu akreditif işlemi için yeniden ihaleye çıkarak başka bir bankada 26.3.2001 tarihinde akreditif açtırdığını ancak davalının 63 gün sonra 3.4.2001 tarihinde ilk teklif şartlarıyla akreditifin bankalarında açılmasını istediğini ileri sürerek davalının teklifi ile yeni ihale arasında oluşan döviz satış kuru farkı ile kambiyo gelir vergisi farkı zararı olmak üzere toplam 11.358.465.363 TL ile ihtarname tarihi olan 9.6.2001'den itibaren işlemiş 2.858.619.928 TL faizinin dava tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, akreditif talimatı müvekkilinin teklifinden 45 gün sonra gönderildiği için bu sürenin makul sayılamayacağını, dolayısıyla akreditif ilişkisinin kurulmadığını, talimatın yeni bir teklif olarak değerlendirilmesi gerektiğini, sözleşmenin kurulduğu kabul edilse bile akreditif talimatının verildiği gün bankanın fona devredilmesinin ve Şubat 2001 krizinin mücbir sebep teşkil etmesi nedeniyle müvekkilinin zarardan sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan delillere göre, her ne kadar davalı bankaya akreditif talimatı 45 gün sonra gönderilmişse de davalı bankanın hemen teklifini geri aldığına dair bildirimde bulunmadığı, aradan 6 gün geçtikten sonra teklifle bağlı bulunmadığını bildirmesinin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı, sözleşmenin davalı teklifindeki şartlarla kurulduğu, dolayısıyla davacının davalının teklifi ve diğer bankayla yapılan sözleşme arasındaki döviz satış kuru ve KMV farkı zararı ile işlemiş faiz isteyebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, 14.212.085.291 TL 'nin asıl alacak olan 11.358.465.363 TL'ye dava tarihinden itibaren değişen oranlarda ticari faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı, davalı tarafça teklif ve taahhüt edilen akreditifin açılmaması nedeniyle başka bankada açtırılan akreditif hesabından dolayı iki ihale arasında oluşan döviz satış kuru ve kambiyo gelir vergisi farkı zararının tazminini istemiştir. Mahkeme, davalı bankanın geç gelen akreditif talimatını alır almaz teklifini geri aldığını bildirmediği, 6 gün geçtikten sonra teklifle bağlı bulunmadığını bildirmesinin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle davayı kabul etmiştir. 27.12.2003 tarihli bilirkişi heyeti raporunda da belirtildiği gibi, davacı firmanın ithalat işlemlerinin gerçekleştirilmesine ilişkin akreditif talimatı ve gerekli belgeleri sunması ile davalı bankanın TMSF'na devredilmesi aynı tarihe (15.3.2001) denk gelmiş, bankanın yönetim ve denetiminin Fona geçmesi yürütülen işlemler için bir dezavantaj oluşturmuştur. Yeni yönetimin bankadaki olumsuzluklar nedeniyle işlemlerin kontrol ve denetiminde daha hassas davranması, önceden alınmış kararları gözden geçirmesi doğal olduğundan bu durum kısa süreli de olsa mücbir sebep sayılmalıdır. Mahkemece, önceki yönetim döneminde verilmiş olan teklifin üzerinden ithalat işlemleri için uzun sayılan 45 günlük bir süre geçtiği için yönetimin yeni devralındığı gün bir cevap verilmemesinin doğal olduğu ve akreditif açtırma talimatının gönderilmesiyle cevap verilmesi arasında geçen 6 günlük sürenin de bu şartlar altında makul sayılması gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçeyle davanın kabulü doğru görülmemiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte belirtilen nedenlerle sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.10.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy