(7201 S. K. m. 21) (Tebligat Tüz. m. 28) (1163 S. K. m. 16)
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 21.05.2003 tarih ve 2002/375-2003/273 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A. Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı kooperatif ortağı bulunan müvekkilinin 20 yıl boşunca aidatlarını düzenli olarak ödemesine rağmen aile sorunları nedeniyle son aidatları ödeyemediğini, bunun üzerine davalı kooperatifçe ortaklıktan ihraç edildiğini, müvekkiline bu hususta hiçbir tebligat yapılmadığını ve müvekkilinin faizleriyle birlikte tüm borcunu ödediğini, çıkarma kararına rağmen ödenti kabulünün, ortaklığa zımnen kabul anlamına geleceğini ileri sürerek, müvekkillerinin davalı kooperatif ortağı olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı temsilcileri, davanın ihraç kararının tebliğ tarihinden üç aylık yasal süresi içinde açılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davalı kooperatif yönetim kurulunun ihraç kararının davacıya 07.06.1999 tarihinde ve usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, davanın Kooperatif Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca 3 aylık sürede açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı kooperatif ortaklığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesi ile, müvekkiline hiçbir tebligat yapılmadan ortaklıktan ihraç edildiğini ileri sürerek, mahkemece ihraç kararının usulüne uygun şekilde tebliğine rağmen davanın 3 aylık hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. İhraç kararının davacıya tebliğine ilişkin tebligat örneğinin incelenmesinde, tebligatın Tebligat Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca yapıldığı anlaşılmaktadır. Tebligat Kanunu'nun 21. ve Nizamnamenin 28. maddesi uyarınca, kendisine tebligat yapılacak kimse gösterilen adreste bulunmazsa tebliğ memuru, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, kapıcı gibi kimselerden veya muhtar, ihtiyar heyeti veya meclis azalarından veya zabıta amir veya memurlarından tahkik ederek, vaki olacak beyanı tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması, beyanı yapan imzadan imtina ederse bu ciheti şerh, ve tasdik etmesi lazımdır. Somut olayda ise davacının adreste bulunmama sebebi tebliğ mazbatasına yazılmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, davacıya usulüne uygun şekilde yapılmış bir tebliğ bulunmadığı gerekçesiyle davanın süresinde açıldığı kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy