(818 S. K. m. 43, 105)
Taraflar arasında görülen davada K. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 15.07.2004 tarih ve 2002/460-2004/325 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 04.10.2005 günde davacı avukatı A. ile davalılardan M. avukatı R. ve C. avukatı E. gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi A. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların ortağı bulundukları A. Ltd. Şti. nin SPK mevzuatı gereğince aracı kurum acenteliği sıfatını kazanmadığı halde, P. Menkul Kıymetler A.Ş. ile acentelik sözleşmesini imzalayarak aracı kurum gibi faaliyet yürüttüğünü, müvekkilinin de yanıltılması sonucu zararının tazmini amacıyla açılan davanın davacı lehine sonuçlanıp kesinleştiğini, ekonomik durum dikkate alındığında BK.nun 105 nci maddesi gereğince davacının munzam zarara uğradığını ileri sürerek TL. munzam zararın 20.02.2002 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı C. vekili, 12.07.1994 tarihindeki portföy değerinin herhangi bir yatırım araçlarına yatırılması halinde, 20.02.2002 yılında icradan tahsil edilen
..TL.nı aşmasının mümkün olmadığını, davacının bir zararı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı vekili, dava konusu hisse senetlerinin 2002 Şubat itibariyle bedelsiz dağıtılmış olan hisse senetleri ve yıllar içinde ödenmiş kar payları da dikkate alındığında, davacının bir zararı bulunmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, dava konusu olayda davacı alacağının konusunu hisse senetlerinin oluşturduğu, bunların IMKB.dan değerinin öğrenilerek davacının gerçek zararını hesaplamanın mümkün olduğu; tazminata konu olan şeyin tahsil edilen zamandaki değeri belirlenerek davacının ilk davada elde ettiği asıl alacak ve faiz toplamı arasındaki farkın, davacının munzam zararını oluşturacağı, bu hesap yöntemine göre davacının munzam zararının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, B.K.nun 105/1.maddesine dayanılarak açılmış olup, alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanamayan munzam zararın tahsiline ilişkindir. Aynı mahkemede 1996/374 Esas numarası ile açılan davada davacı alacaklı, talebini alacağa dönüştürmüş, hisse senetlerinin değerinin faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. 2000/232 Karar numarası ile verilen kararda mahkemece, davacıya ait hisse senetlerinin aynen teslimine değil, dava tarihindeki değeri olan
TL.nın 04.11.1996 dava tarihinden itibaren reeskont oranında faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiş, karar, 28.06.2002 tarihinde kesinleşmiştir. İlk dava sonrası tahsil edilen bedel ile ilk davaya konu hisse senetlerinin tahsil tarihindeki değeri esas alınmak suretiyle, davacının munzam zararının bulunup bulunmadığını tespit etmeye yönelik bilirkişi görüşüne itibar etmek mümkün değildir. Davacı, ilk davada alacağını "para" olarak somutlaştırdığına göre, munzam zarar hesabında, hisse senetlerinin tahsil tarihindeki değeri esas alınamaz. Bu durumda borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvil'lerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu sure içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan Ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 43' ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 400.00 YTL. duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 1.10 YTL. temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 04.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy