(2918 S. K. m. 20/d)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 25.03.2004 tarih ve 2003/959 - 2004/193 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı M. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi D.C. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekilinin, TTK'nun 1301 'inci maddesi hükmüne dayalı olarak davalılar aleyhine açtığı rücu davası sonunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, davalı M. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dava, kasko sigortasından kaynaklanan tazminatın rücuen tahsiline ilişkindir.
2918 sayılı KTK'nun, değişik 20/d madde hükmü uyarınca, noterlerce gerçekleştiren devir işlemleri, araç mülkiyetinin devri için yeterli olup, işlemin tamamlanması için trafik siciline alıcı adına tescil işlemi yapılması mutlak koşul değildir. Tescil işlemi, idari bir tasarruf olup, yaptırılmaması ayrıbir yaptırıma tabidir ve mülkiyetin devri için kurucu bir nitelik taşımaz. Bunun bir sonucu olarak da, trafik kayıtları mülkiyeti gösteren sicillerden olmakla birlikte, bu karine kesin değildir. Aracı, noter satışı ile devralan, adına tescil işlemi yaptırmamış olsa dahi, aracın maliki sayılır. Davalı M., cevap dilekçesinde aracını kazadan önce sattığını savunmuş olup, D. Trafik Tescil Büro Amirliği'nin yazısından da aracın 19.11.2002 tarihinde dava dışı üçüncü şahıs adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu trafik kazası 29.09.2001 tarihinde meydana gelmiş olup, mahkemece kaza tarihi itibariyle aracın sahibi belirlenerek sonucuna göre karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Ayrıca, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu sürücü adları ve araçların cinsleri bakımından maddi hata içermekte olup, mahkemece gerekçe kısmında bu rapora göre davanın kısmen kabul edildiği belirtilmesine karşın hüküm kısmında davanın tamamen kabulü sonucunu doğuracak şekilde karar verilmek suretiyle hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır. HUMK'nun 388'inci maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, kararın hüküm sonucu kısmında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir.
Kararın, hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir. Mahkemece, anılan yasa hükmüne aykırı olarak, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre mümeyyiz davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda ( 1 ), ( 2 ) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı M. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı M. yararına BOZULMASINA, ( 3 ) nolu bentte açıklanan nedenlerle sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy