(1086 S. K. m. 382, 388)
Taraflar arasında görülen davada Balıkesir Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09.09.2003 tarih ve 2000/702-2003/511 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Ray Sigorta A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi M. Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalıların maliki, sürücüsü ve trafik sigortacısı oldukları aracın müvekkillerinden H. Turgut'a ait araçla çarpışması sonucu aracın hurda haline geldiğini, E. Dinçer ve E. Ok'un da yaralandıklarını, kazanın oluşumunda davalı tarafın tam kusurlu olduğunu ileri sürerek, maddi ve manevi tazminat istemlerinin davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı R. Sigorta A.Ş. vekili, davalı sürücünün kusur oranına göre sorumluluklarının poliçe limitleriyle sınırlı olduğunu, manevi tazminat ile kazanç kaybı ve işgücü kaybı taleplerinin teminat dışında kaldığını savunarak bu taleplerinin reddini istemiştir.
Davalı C. Katar vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın maddi ve manevi tazminat talepleri yönlerinden kısmen kabulüne, davacı H. Turgut'a ait araçta meydana gelen hasar bedeli ile davacılar E. Dinçer ve E. Ok'un yaralanmaları nedeniyle hesaplanan maddi tazminatlardan davalı sigorta şirketinin poliçe limitiyle sınırlı sorumluluğuna, araç hasarıyla ilgili olarak sigortadan tahsil edilen 500.000.000 TL.sının hasar bedelinden düşülmesine, davalı C. Katar'ın hükmolunan maddi ve manevi tazminatlardan sorumlu tutulmasına, İ. Katar hakkındaki davanın atiye terki nedeniyle bu davalı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davalı R. Sigorta A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, haksız eylemden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HUMK'nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karar uygun olması gerekmektedir.Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır. Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararın ilk bendinde, davacılardan H. Turgut'a ait araçta kaza nedeniyle meydana gelen hasar bedeli olan 1.353.511.000 TL zararın davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine,davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesine rağmen,gerekçeli kararda davacı H. Turgut'un aracında meydana gelen hasar için sigortadan aldığı 500.000.000 TL düşüldükten sonra kalan 748.000.000 TL hasar bedelinin davalı C. Katar ve R. Sigorta A.Ş.den dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte alınıp davacı tarafa verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalı sigorta şirketinin poliçe limit ile sorumlu tutulmasına,davacı H. Turgut'a ait aracın kaza nedeniyle çalışamamasından dolayı davacının uğradığı zarar tutarı olan 105.000.000. TL. sının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı C. Katar' dan alınıp davacı tarafa verilmesine,davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine, şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkiye neden olunmuştur.Buna göre, davacı H. Turgut'a ait araçta oluşan hasara yönelik olarak oluşturulan kısa karar ile gerekçeli karar arasında farklılık bulunduğu anlaşılmakla öncelikle hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, mümeyyiz davalı sigorta vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle mümeyyiz davalı sigorta vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy