(2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09.05.2002 tarih ve 1998/1170-2002/580 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 1989 yılında Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulmuş soydaşlardan olup, 07.09.1992 yılında davalılardan kooperatiften bir daire satın aldığını, konut bedelinin tamamen ve peşinen ödendiğini, satış bedelini öderken banka kredisi kullanılmadığını, zaten vatandaşlığa kabul tarihinden itibaren beş yıl süre ile kredi kullanmasının mümkün olmadığını, davalı kooperatif yöneticilerinin ve diğer davalı bankanın kötüniyetli ve ağır kusur teşkil eden işlemleri sonucu, davalılardan banka lehine müvekkilesinin konutu üzerinde ipotek tesis edildiğini, davalı kooperatif yönetimince hatalı işlemin düzeltilmesi için diğer davalı bankaya başvurusunun kabul edilmediğini herhangi bir borcunun bulunmadığını, kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespitine, ipoteğin fekkinine ve davalıların %40'tan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkumiyetlerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, açılan işbu davanın husumet nedeniyle reddi gerektiğini, diğer davalı kooperatifin talebi doğrultusunda 272 üyesinin kredi kullandırıldığını, davalı bankanın Toplu Konut Kredileri Uygulama Yönetmeliği kapsamında işlem yaptığını, üye değişikliği yapılmasının müvekkilinin bir kusurunun bulunmadığı, kötü niyet tazminatının kabul edilemeyeceğini ve yasal dayanağının bulunmadığını, 89/1 sayılı tebliği kapsamında konutun tapu kaydına ipotek konulduğunu, 5 yıl önce kullanılan toplu konut kredisi için, borçlu olmadığının tespitini isteyen davacının kötüniyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, 2985 sayılı Toplu Konut Kredisi Kanunu ve uygulama yönetmeliği gereği kredi kullanacakların belirtilen koşullara sahip olması gerektiği, davacının Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulması nedeniyle belirli süre içerisinde kredi kullandırılamayacağı, davacının davalı kooperatife karşı edimini nakten ve defaten yerine getirdiği, kredi kullanmadığı, borçlu olmadığı, bu nedenle ipoteğin fekki gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının davalı banka ve kooperatife borçlu olmadığının ve kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespitine, ipoteğin fekkine, davalıların %40 kötüniyet tazminatına mahkum edilmelerine karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan Banka vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, toplu konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit ve ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin satış bedelini peşin ödemek suretiyle davalı kooperatif dairelerinden birisini satın alarak kooperatif ortağı olduğunu ancak müvekkilince davalı kooperatif yöneticilerine elektrik, su aboneliği gibi mutad işlemlerin yapılması için gerektiği zannıyla verilen vekaletname ile müvekkili adına kredi kullandırılıp, müvekkiline ait daire üzerine davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini ileri sürmüş, davalı banka vekili ise müvekkili tarafından usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını savunmuştur. Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan incelemeler hüküm vermek için yeterli değildir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi için öncelikle davalı kooperatif ile banka arasında imzalanan toplu konut kredi sözleşmesi getirtilerek dava konusu kredi sisteminin nasıl işlediği ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin nasıl belirlendiği tam olarak tespit edilmelidir. Zira davalı banka vekili, davalı kooperatifçe toplu olarak kredi talep edildiğini ve müvekkilce usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını, müvekkilinin tek tek tüm ortakların kredi kullanıp kullanamayacağını inceleme yükümlülüğünün olmadığını savunmaktadır. Buna göre davalı kooperatif, tüm konutların inşasında kullanılmak üzere toplu olarak bir kredi başvurusunda bulunmuş ve tüm konutlar alınan bu kredi ile yapılmışsa, davacı da kredi kullanmadığı halde krediden yararlanmış ve sebepsiz zenginleşmiş olacaktır. Ancak davacı vekili tarafından da, satın alınan konutun bedelinin peşin ödendiği ileri sürülmektedir. Her ne kadar dosyadaki ödeme belgelerinin incelenmesinden davacının bir miktar peşin ödemede bulunup kalanını taksitler halinde ödediği anlaşılıyor ise de, davacının bu ödemeler ile dairesinin inşasında kullanılan krediden kaynaklanan sorumluluğundan kurtulup kurtulmadığı araştırılmamış, davacının sonuca etkili olan bu iddiası üzerinde yeterince durulmamıştır.
Ayrıca davacı vekilince aksi iddia edilmesine rağmen müvekkilinin imzasının bulunduğu vekaletname ile açıkça davalı kooperatif yöneticilerine müvekkili adına kredi kullanmak ve davalı banka lehine dilediği bedel ve şartta ipotek tesis etmek konularında yetki verilmiştir. Bu vekaletnamenin geçerli olmadığı hususunun, 3 ncü kişi konumundaki davalı bankaya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği mahkemece tartışılmamıştır.
Yine mahkemece kredi kullanacakların noterce onaylı taahhütname ile istemde bulunmalarının gerektiği ve Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulanların belirli sürede kredi kullanamayacakları, bu nedenle de kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğu kabul edilmişse de bu kabulün yasal dayanakları belirlenmemiş, sadece taraflar arasında bu konularda uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Oysa böyle kabul edilse dahi, davalı kooperatifçe davacı da dahil 10 üyenin isminin kredi kullananlar listesinden çıkarılmasına dair davalı bankaya yazı gönderildiğine, ferdileşme aşamasına kadar üye değişimi mümkün olduğuna ve hem davacının hem de yerine bildirilen yeni üyenin taahhütnamesi olmadığına göre, davalı bankaca neden anılan yazının gereğinin yapılmadığı, davalı bankanın bu yöndeki savunmalarının sorumluluğunu kaldırıp kaldırmayacağı da mahkemece yeterince tartışılmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, gerekli inceleme ve tespitler yapılmadan, yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2- İİK.nun 72/5 nci maddesi uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan "takibin" haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa talebi üzerine, takip konusu alacağın %40'ından aşağı olmamak üzere, borçlunun uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verilir. Somut olayda ise İİK.nun 72 nci maddesi anlamında bir menfi tespit davası değil, muarazanın giderilmesi davası söz konusudur. Bu durum karşısında mahkemece, bir "takip" sözkonusu olmadığı halde kötüniyet tazminatına hükmedilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı banka yararına BOZULMASINA, 04.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy