(2985 S. K. Geç. m. 3) (2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 368, 369, 370, 371, 372, 373, 374)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09.05.2002 tarih ve 1998/1169-2002/579 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı E Bankası A.Ş. tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi A. D. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 12.08.1992 tarihinde davalı kooperatifin yaptırdığı dairelerden birisini satın aldığını, müvekkilce satış bedeli ödenirken kredi kullanılmadığı halde davalı kooperatif yöneticilerinin kötüniyetle ve müvekkilce verilen vekaletnamenin kullanılması suretiyle, diğer davalı banka lehine ipotek tesis ettiklerini, oysa vatandaşlık mevzuatı gereğince, vatandaşlığının kabul tarihinden itibaren 5 yıl süreyle, 1989 yılında Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulmuş bulunan müvekkilinin kredi kullanmasının mümkün olmadığını, yapılacak kredi sözleşmelerinin de yok hükmünde olacağını, davalı kooperatifçe bu durum sonradan kendisine bildirildiği halde hatasından dönmeyen ve kredi işlemlerinde gerekli araştırmayı yapmayan davalı bankanın da ağır kusurlu olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin davalı banka ve kooperatife borçlu olmadığının tespitini ve tapuda müvekkili adına kayıtlı bağımsız bölüm üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davalı kooperatif talebi ile müvekkil tarafından yasal düzenlemeye uygun şekilde kredi kullandırıldığını, davacının, verdiği vekaletnamenin sonuçlarına katlanması gerektiğini, davalı kooperatifçe davacı yerine kredi kullanmak üzere bildirilen kişinin taahhütnamesi bulunmadığından müvekkilce gerekli değişikliğin yapılamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı kooperatif temsilcisi duruşmalara katılmamış ve savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, 2985 sayılı Toplu Konut Kredisi kanunu ve Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca, kredi kullanacakların noterden onaylı beyanname-taahhütname ile istemde bulunmaları gerektiği halde davacının imzaladığı bir belge ibraz edilemediği, Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulanlara belirli sürede kredi kullandırılamayacağının taraflarca kabul edildiği, davacının kredi kullanma hakkına sahip olup olmadığını araştırma yükümlülüğünün krediyi kullandıran kuruma ait olduğu, davacının kredi kullanmadığı ve borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalı banka ve kooperatife borçlu olmadığının ve kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespitine, davacıya ait bağımsız bölüm üzerindeki ipoteğin kaldırılmasına ve %40 kötüniyet tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı E Bankası A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, toplu konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit ve ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin satış bedelini peşin ödemek suretiyle davalı kooperatif dairelerinden birisini satın alarak kooperatif ortağı olduğunu ancak müvekkilince davalı kooperatif yöneticilerine elektrik, su aboneliği gibi mutad işlemlerin yapılması için gerektiği zannıyla verilen vekaletname ile müvekkili adına kredi kullandırılıp, müvekkiline ait daire üzerine davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini ileri sürmüş, davalı banka vekili ise müvekkili tarafından usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını savunmuştur. Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan incelemeler hüküm vermek için yeterli değildir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi için öncelikle davalı kooperatif ile banka arasında imzalanan toplu konut kredi sözleşmesi getirtilerek dava konusu kredi sisteminin nasıl işlediği ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin nasıl belirlendiği tam olarak tespit edilmelidir. Zira davalı banka vekili, davalı kooperatifçe toplu olarak kredi talep edildiğini ve müvekkilce usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını, müvekkilinin tek tek tüm ortakların kredi kullanıp kullanamayacağını inceleme yükümlülüğünün olmadığını savunmaktadır. Buna göre davalı kooperatif, tüm konutların inşasında kullanılmak üzere toplu olarak bir kredi başvurusunda bulunmuş ve tüm konutlar alınan bu kredi ile yapılmışsa, davacı da kredi kullanmadığı halde krediden yararlanmış ve sebepsiz zenginleşmiş olacaktır. Ancak davacı vekili tarafından da, satın alınan konutun bedelinin peşin ödendiği ileri sürülmektedir. Her ne kadar dosyadaki ödeme belgelerinin incelenmesinden davacının bir miktar peşin ödemede bulunup kalanını taksitler halinde ödediği anlaşılıyor ise de, davacının bu ödemeler ile dairesinin inşasında kullanılan krediden kaynaklanan sorumluluğundan kurtulup kurtulmadığı araştırılmamış, davacının sonuca etkili olan bu iddiası üzerinde yeterince durulmamıştır.
Ayrıca davacı vekilince aksi iddia edilmesine rağmen müvekkilinin imzasının bulunduğu vekaletname ile açıkça davalı kooperatif yöneticilerine müvekkili adına kredi kullanmak ve davalı banka lehine dilediği bedel ve şartta ipotek tesis etmek konularında yetki verilmiştir. Bu vekaletnamenin geçerli olmadığı hususunun, 3 üncü kişi konumundaki davalı bankaya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği mahkemece tartışılmamıştır.
Yine mahkemece kredi kullanacakların noterce onaylı taahhütname ile istemde bulunmalarının gerektiği ve Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulanların belirli sürede kredi kullanamayacakları, bu nedenle de kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğu kabul edilmişse de bu kabulün yasal dayanakları belirlenmemiş, sadece taraflar arasında bu konularda uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Oysa böyle kabul edilse dahi, davalı kooperatifçe davacı da dahil 10 üyenin isminin kredi kullananlar listesinden çıkarılmasına dair davalı bankaya yazı gönderildiğine, ferdileşme aşamasına kadar üye değişimi mümkün olduğuna ve hem davacının hem de yerine bildirilen yeni üyenin taahhütnamesi olmadığına göre, davalı bankaca neden anılan yazının gereğinin yapılmadığı, davalı bankanın bu yöndeki savunmalarının sorumluluğunu kaldırıp kaldırmayacağı da mahkemece yeterince tartışılmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, gerekli inceleme ve tespitler yapılmadan, yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2- İİK.nun 72/5 nci maddesi uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa talebi üzerine, takip konusu alacağın %40'ından aşağı olmamak üzere, borçlunun uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verilir. Somut olayda ise İİK.nun 72 nci maddesi anlamında bir menfi tespit davası değil, HUMK.nun 368-374 ncü maddeleri anlamında bir muarazanın giderilmesi davası söz konusudur. Bu durum karşısında mahkemece, bir takip sözkonusu olmadığı halde kötüniyet tazminatına hükmedilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı banka yararına BOZULMASINA, 01.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy