(4721 S. K. m. 683) (2004 S. K. m. 72) (1086 S. K. m. 368, 374)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Küçük Çekmece Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09.05.2002 tarih ve 1998/1172-2002/582 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı Emlak Bankası A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin zorunlu göçe tabi tutulmuş soydaşlardan olduğunu, davalı kooperatiften bedelini ödeyerek daire satın aldığını, Türkiye'yi tanımayan ve Türkçe'yi tam konuşamayan müvekkilinden davalı kooperatifin yöneticilerinin geniş yetkili vekaletname aldıklarını, peşin ödeme yapmasına ve kredi kullanmasına rağmen dairesi üzerine diğer davalı banka lehine ipotek tesis ettirildiğini, göçmen olması dolayısıyla Vatandaşlık Mevzuatı uyarınca müvekkilinin 5 yıllık süre boyunca kredi sözleşmesi yapma ehliyetinin olmadığını iddia ederek, davalılara borcunun bulunmadığının ve kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespitine, müvekkiline ait taşınmazdaki ipoteğin fekkine ve davalıların %40 oranında kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı T. Emlak Bankası A.Ş. vekili, iş bölümü ve yetki itirazında bulunarak, husumetin sadece davalı kooperatife düşeceğini, yönetmelik hükümlerine göre davalı kooperatife kredi kullandırıldığını, usulsüz işlemin olmadığını, davacının geniş yetkili vekaletname vermekle kusurlu bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacının göçmen olduğu, kredi kullanma ehliyetinin bulunmadığı, bankanın aradığı beyanname-taahhütname ile kredi kullanma isteminde bulunduğuna ilişkin belgeye rastlanılmadığı, kooperatife karşı edimin nakden ve defaten yerine getirdiği, davacının kredi kullanmadığı ve davanın kabulüne, davacının davalılara borçlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğunun tespitine, davacıya ait taşınmazdaki ipoteğin fekkine, davalıların %40 oranında kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalı T. Emlak Bankası A.Ş. vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, toplu konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit ve ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin satış bedelini peşin ödemek suretiyle davalı kooperatif dairelerinden birisini satın alarak kooperatif ortağı olduğunu, ancak müvekkilince davalı kooperatif yöneticilerine elektrik, su aboneliği gibi mutad işlemlerin yapılması için gerektiği zannıyla verilen vekaletname ile müvekkili adına kredi kullandırılıp, müvekkiline ait daire üzerine davalı banka lehine ipotek tesis edildiğini ileri sürmüş, davalı banka vekili ise müvekkili tarafından usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını savunmuştur. Mahkemece her ne kadar yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan incelemeler hüküm vermek için yeterli değildir.
Uyuşmazlığın çözümlenmesi için öncelikle davalı kooperatif ile banka arasında imzalanan toplu konut kredi sözleşmesi getirtilerek dava konusu kredi sisteminin nasıl işlediği ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin nasıl belirlendiği tam olarak tespit edilmelidir. Zira davalı banka vekili, davalı kooperatifçe toplu olarak kredi talep edildiğini ve müvekkilce usulüne uygun şekilde kredi kullandırıldığını, müvekkilinin tek tek tüm ortakların kredi kullanıp kullanamayacağını inceleme yükümlülüğünün olmadığını savunmaktadır. Buna göre davalı kooperatif, tüm konutların inşasında kullanılmak üzere toplu olarak bir kredi başvurusunda bulunmuş ve tüm konutlar alınan bu kredi ile yapılmışsa, davacı da kredi kullanmadığı halde krediden yararlanmış ise sebepsiz zenginleşmiş olacaktır. Ancak, davacı vekili tarafından da, satın alınan konutun bedelinin peşin ödendiği ileri sürülmektedir. Her ne kadar dosyadaki ödeme belgelerinin incelenmesinden davacının bir miktar peşin ödemede bulunup kalanını taksitler halinde ödediği anlaşılıyor ise de, davacının bu ödemeler ile dairesinin inşasında kullanılan krediden kaynaklanan sorumluluğundan kurtulup kurtulmadığı araştırılmamış, davacının sonuca etkili olan bu iddiası üzerinde yeterince durulmamıştır.
Ayrıca, davacı vekilince aksi iddia edilmesine rağmen, müvekkilinin imzasının bulunduğu vekaletname ile açıkça davalı kooperatif yöneticilerine müvekkili adına kredi kullanmak ve davalı banka lehine dilediği bedel ve şartta ipotek tesis etmek konularında yetki verilmiştir. Bu vekaletnamenin geçerli olmadığı hususunun, 3 ncü kişi konumundaki davalı bankaya karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği mahkemece tartışılmamıştır.
Yine, mahkemece kredi kullanacakların noterce onaylı taahhütname ile istemde bulunmalarının gerektiği ve Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi tutulanların belirli sürede kredi kullanamayacakları, bu nedenle de kredi sözleşmesinin yoklukla malul olduğu kabul edilmişse de bu kabulün yasal dayanakları belirlenmemiş, sadece taraflar arasında bu konularda uyuşmazlık bulunmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Oysa böyle kabul edilse dahi, davalı kooperatifçe davacı da dahil 10 üyenin isminin kredi kullananlar listesinden çıkarılmasına dair davalı bankaya yazı gönderildiğine, ferdileşme aşamasına kadar üye değişimi mümkün olduğuna ve hem davacının hem de yerine bildirilen yeni üyenin taahhütnamesi olmadığına göre, davalı bankaca neden anılan yazının gereğinin yapılmadığı, davalı bankanın bu yöndeki savunmalarının sorumluluğunu kaldırıp kaldırmayacağı da mahkemece yeterince tartışılmamıştır. Bu durum karşısında mahkemece, gerekli inceleme ve tespitler yapılmadan, yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması doğru olmamıştır.
2- İİK.nun 72/5 nci maddesi uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa talebi üzerine, takip konusu alacağın % 40'ından aşağı olmamak üzere, borçlunun uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verilir. Somut olayda ise, İİK.nun 72 nci maddesi anlamında bir menfi tespit davası değil, HUMK.nun 368-374 ncü maddeleri anlamında bir muarazanın giderilmesi davası söz konusudur. Bu durum karşısında, bir icra takibi söz konusu olmadığı halde kötü niyet tazminatına hükmedilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı Türkiye Emlak Bankası A.Ş yararına BOZULMASINA, 4743 sayılı yasanın 6 ncı maddesinin B/4 bendi gereğince, T. Emlak Bankası A.Ş. Yargı harçlarından muaf olduğundan harç alınmasına mahal olmadığına, 29.11.2004 tarihinde oybirliği ile karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy