(1163 S. K. m. 16)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır Asliye 3. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 11.06.2003 tarih ve 2003/410-2004-606 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı H. İz tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalılardan H.'nın müvekkili kooperatif üyesi iken, aidatlarını ödemediği için yönetimce alınan ihraç kararının, 26.01.2003 tarihli genel kurulda onanarak kesinleştiğini, bu tarihten itibaren daireyi boşaltması gerekirken, kullanmaya devam ettiğini, diğer davalının kooperatif üyesi olmamasına rağmen aynı daireyi diğer davalılardan ötürü kullandığını, 26.01.2003 tarihinden itibaren dava tarihine kadar kullanım için 500.000.000 lira ecrimisil tahakkuk ettiğini ileri sürerek, 6 nolu daireye davalıların el atmalarının önlenmesini, 500.000.000 lira ecrimisilin temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı H., daireyi sadece diğer davalının kullandığını, bu davalının da aynı dairenin üyeliğini aynı kişiden mükerrer olarak devren aldığını, devreden hakkında dolandırıcılıktan ceza davası açıldığını, sonraki devir nedeniyle kooperatife ödeme yapmadığını ve bu nedenle ihraç edildiğini, husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalılardan H. temyiz etmiştir.
1- Dava, davalılardan H.'nın ihracına ilişkin kararı onayan genel kurulun 26.01.2003 olan toplantı tarihinin ihracın kesinleştiği tarih olduğu iddiasına dayalı olup, bu tarihten itibaren dairede oturmaya devam eden ve davalının müdahalesinin önlenmesi ve bu tarih ile dava tarihi arasında geçen süre için doğan ecrimisil alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, gerekçede, bu davalının dairede oturmadığı belirtildikten sonra, müdahalenin yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesine de dayanılmış ve bu davalı bakımından da dava kabul edilmiştir. Bir yandan davalının dairede oturmadığı sonucuna varılması, diğer yandan davanın kabulüne karar verilmesi suretiyle, gerekçe ve hüküm arası çelişki yaratılmıştır. HUMK. nun 388 inci maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, kararın hüküm sonucu kısmında, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekmektedir. Kararın, hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir. Mahkemece, anılan Yasa hükmüne aykırı olarak, gerekçe ile hüküm fıkrası arasında bulunacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Diğer yandan, müdahalenin yasal dayanağının bulunmadığı gerekçesinin somut kanıtları mahkemece ortaya konmuş ve tartışılmış değildir. Davacı, kooperatif, dava dilekçesinde, tanık beyanlarına da dayanmış olup, ihracın kesinleşmesinden sonra, bu davalının dairede oturmaya devam ettiğini iddia eden davacının, bu iddiasının kanıtlanması gerekmektedir. Kaldı ki, genel kurul kararının bu davalıya açıkça tebliğinin izleyen 3 ayın sonunda ihraç kesinleşir. Zira davalı kooperatif ana sözleşmesinin 23/4. maddesinde, yönetim kurulu tarafından verilen ortaklıktan çıkarma kararlarına itirazların incelenip, karara bağlanması genel kurulun görevleri arasında sayılmıştır. 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16/3 üncü ve ana sözleşmenin 14/2 nci madde hükümlerine göre, yönetim kurulunun ihraç kararına karşı genel kurula itiraz edilmiş ise, artık yönetim kurulunun ihraç kararına karşı iptal davası açılamaz. Dava, genel kurul kararına karşı ve tebliğinden itibaren üç ay içinde açılmalıdır. Zira aynı hükümde, itiraz üzerine genel kurulca verilecek karara karşı itiraz davası hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır. İhraç kararına karşı dava açmadığını savunan bu davalı için bu şekilde belirlenmesi gereken ihraç kesinleşme tarihine kadar, bu davalının dairede oturması hukuka uygundur. Davacı taraf, genel kurul kararının tebliğ edildiğini iddia dahi etmemiştir. Diğer anlatımla, bu davalıya genel kurul kararı tebliğ edilmemiş ise, üyeliği devam edeceğinden, daireye müdahalesinden söz etmeye olanak dahi bulunmayacaktır. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmaması, gerekçenin somut kanıtlarının gösterilmemesi nedeniyle de hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Öte yandan, mahkemece, genel kurul tarihi ile dava tarihi arası süre için belirlenen ecrimisile hükmetmesi de doğru olmamıştır. Zira ihraç kesinleşme tarihinin belirlenmesi ve bu tarih ile dava tarihi arasında geçen süre için ecrimisile hükmedilmesi gerekirken, istem gibi yazılı dönem için tespit edilen meblağa hükmedilmesi, kabul şekli bakımından da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılardan H.'nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, bu davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy