(Eşyaların Karayolundan Uluslar Arası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi (CMR) m. 17, 30) (4721 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 44)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 24.05.2004 tarih ve 2003/1245-2004/615 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalı makinaların İsviçre'den, İnegöl'e davalı tarafından TIR ile taşınması sırasında hasar oluştuğunu, müvekkilince sigortalısına 15.556.210.140 lira ödeme yapıldığını ileri sürerek, 15.556.210.140 liranın temerrüt faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hasarın kötü yapılmış ambalajdan, yükleme ve istifleme hatalarından kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, makinanın hasarsız teslim edildiği gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararın, Dairemizce, hasar tespitinin CMR Konvansiyonu'nun 30 ncu maddelerine uygun yapıldığı ve zararın taşıma sırasında oluştuğu, buna göre, davalının sorumlu olduğu tazminat bedelinin tayini gerektiği gerekçesiyle, bozulması üzerine, bozmaya uyulmuş, alınan ve benimsenen ek raporda, istek miktarının kadri maruf olduğunun bildirildiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava, karayoluyla uluslararası nakli davalı tarafından üstlenilen emtianın taşıma esnasında hasarlanması nedeniyle sigortalısına hasar bedelini ödeyen sigortacının, sigortalısının haklarına halef olarak açtığı tazminat istemine ilişkin bulunmaktadır.
Uyuşmazlığa uygulanması gereken Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi İle İlgili Anlaşma (CMR)'nin 17/1 nci maddesi uyarınca kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vukubulacak hasardan sorumlu ise de, aynı Konvansiyon'un 17/4-c maddesi uyarınca, malların gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden şahıslar tarafından taşınması, yüklenmesi, istif edilmesi veya boşaltılması nedeniyle oluşan hasarlardan dolayı taşıyıcının ibra edileceği belirtilmiştir. Davaya konu uyuşmazlıkta, yanıt dilekçesinde yüklemenin dava dışı gönderen tarafından yapıldığı savunulmuştur. Yukarıda açıklanmaya çalışıldığı üzere, gönderenin taşıması üstlenilen makinelerin istifini yanlış yapmış olması halinde anılan hükümler uyarınca, taşıyıcının tazminatla sorumlu tutulması düşünülemezse de, yükleme ve istif hatasının, ayrıca bir araştırmaya gerek duyulmaksızın kolaylıkla fark edilebileceği hallerde, taşıyıcının durumu gönderene duyurarak onu uyarması M.K'nun 2 nci maddesinde yer alan dürüstlük ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla uyarının yapılmadığı hallerde, zararın gönderen ile taşıyıcı arasında B.K.nun 44 ncü maddesi uyarınca paylaştırılması uygun olur. (Bkz. Doç. Dr. Sabih ARKAN, Karada Yapılan Eşya Taşımalarında Taşıyıcının sorumluluğu, 1982 Ankara, sayfa 124).Dairemiz'in yerleşik uygulaması da bu yöndedir.
Görülmekte olan davada, bozma öncesi alınan bilirkişi raporunda benimsenen ve aynı sonuca varılan, ekspertiz raporunda, emtianın bağlantı kayışları ile sabitlenmesi ya da bir kasa içinde taşınması halinde, hasarın oluşmayacak olduğu, bunlar yapılmadığı için fren sırasında kayarak zarar oluştuğu bildirilmiştir. Bu tespitler,sürücünün taşıma kusurundan daha çok yükleme kusurunun varlığını çağrıştırmaktadır. Gerçekten de, istiflemenin her türlü yol koşulu öngörülerek, doğru, yeterli ve güven verici şekilde yapılması gerekmekte olup, taşıma boyunca, yükün fren nedeniyle kayması ve hasarlanması, sürücü kusurundan çok, yükleme kusurunun varlığını ortaya koymaktadır. Yükleme taşıyıcıya ait değilse, taşıyıcının, sadece yüklemeye nezarete ilişkin bir sınır ve seviyede kalan bir kusur hali dışında, bu yönden sorumluluğu bulunmadığının kabulü gerekir.
Somut olayda, hüküm gerekçesinde bu hususlar hiç tartışılmamış,bozma ilamına uyulduktan sonra, sadece, zarar miktarına ilişkin alınan ek rapora göre hüküm tesis edilmiştir. Oysa,bozma ilamında, hasarın tespit ettirildiği ve hakların düşmediği açıklanmış ve davanın esasına girilmeden reddine ilişkin hükmün, sadece bu yönden yanlışlığı belirtilmiş olup, kusur oranı ve zarar miktarına ilişkin esasa girilip, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği davalının sorumlu olduğu tazminat bedelinin tayini gerekirken ifadesiyle açıklanmak istenmiştir. Davalının müterafik kusura ilişkin baştan beri var olan savunmasının değerlendirilmesi, belirlenecek bu orana göre zarar miktarından indirim yapılması gerektiği kuşkusuz olup, bu aşamaya gelinmeden önce verilen önceki hükmün, yine önceki aşamaya ilişkin bir nedenle ve sadece davacı temyizi üzerine bozulması karşısında, temyize gelmesi aşama itibariyle mümkün olmayan davalı yanın müterafik kusura ilişkin savunmasının, bozma dışında kaldığı ve kesinleştiği düşünülemez.
Bu durumda mahkemece, davalı vekilinin savunması üzerinde yeterince durularak, yüklemenin taşıyıcıya ait olmadığının belirlenmesi halinde, kusurun ağırlıklı bölümü yükleyen üzerinde bırakılacak şekilde, davalılardan taşıyıcının müterafik kusur oranı belirlenerek, bu orana karşılık gelen zarar miktarına göre sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, bozma ilamına yanlış anlam verilmesine bağlı olarak,bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle,davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 26.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy